|

İZMİR KÖRFEZ -
SIĞACIK
22 EYLÜL YOLA ÇIKIŞ
Sabah 9.30 gibi 3 gündür gece-gündüz uğraştığım
hazırlıklarımı tamamlayıp levent marinaya geldim.
Çok kuvvetli hava ve ufak tefek tamir işleriyle
uğraşmaktan çıkışım ancak saat 15.00'i
buldu.Marinadaki abilerimin ve tabiki Haticenin
uğurlamalarıyla vira bismillah... Gece seyri
yapmayacağım ve yanlız olduğum düşünülürse tahminen
5-6 günde sığacık a varacağım.(yuh 6 günde sığacığa
gidilirmi demeyin;okuyun lutfen)
Çıkar çıkmaz yolculuğun heyecanıyla tam arma yola
koyuldum. Hava sabaha nazaran oldukça düşmüş 3-4
kuvvetindeydi.Daha yenikale fenerlerine gelmeden çok
kuvvetli sağnaklar yedim. Sabah ki hava daimiliğini
yitirmiş sağnaklarla ayakta kalmaya çalışıyordu. En
nefret ettiğim hava biçimi. Sürekli bir hava yok
sağnaklarda 5-6 sonra 1-2! İğrenç! Bu havada yelken
yapmak çok zor ve yorucu. En başta hangi yelken
kombinasyonu yapacağınıza karar veremiyorsunuz.
Küçültsem sağnak gelene kadar yol yapamayacağım.
Gelen de 15-20 saniye sürüp gidiyor. Tam arma gitsem
sağnaklarda cok ani ve tehlikeli yatışlar
oluyor.Hatta bros yiyorum. O yüzden hiç uğraşmayıp
aynen yelkenleri kapattım! Yola çıkmadan kendime yol
boyu toplam 2 saatlik bir motor seyrine izin vermiş
olduğumdan dolayı buruk bir şekilde motoru
çalıştırdım. Pelikan bankı na kadar yaklaşık 20
dakika motorla geldim.Daha sonra hava 4-5 kuvvetinde
sürekli hale geldiği için flok ve 1 sıra camadanlı
anayelken ile dar apaz güzel bir trim yakaladım.
Pelikan bank'ından Urla adalarına kadar olan yolda
kuvvetli havalarda muazzam deniz kalkıyor. Böyle
dalgalar ın yüksek ve özellikle kafadan geldiği
seyirlerde teknenin normalden biraz daha fazla
yatması gerekiyor ki dalga teknenin altından geçip
gitsin; her dalga da sallanıp yelkenler kanal dan
çıkmasın. Yola çıktığımın ilk saatlerinde havanın
dengesizliği ve yediğim serpintilerden sersem
oldum.Neyseki oturan rüzgarla bende kendime
gelebildim.Yola geç çıktığım için geceyi yassıca
adasında yani namı değer Alman adasında
geçirmeye karar verdim. Gerçi hiç Alman kalmamış!
Soylarımı tükeniyor ne…
Saat 6.30 civarı olsa gerek Alman adasına
yanaştım.Burada bir iskele var ve yaz sezonunda
hafta sonları Izmirden vapur seferleri
düzenleniyor.Çok kalabalık olduğundan yaz boyu pek
tercih etmedim. Bu adanın güneyinde Pırnallı adası
var daha sakin hoş bir yer ancak karadan koltuk
alamıyorsunuz.Eğer benim gibi alarga da gecelemek
ten rahatsız oluyorsanız; saat 6 da Alman adasından
vapur lar gidiyor orda geceleyebilirsiniz.Bana
yanaşmakta yardımcı olan balıkçılarla hemen
kaynaştık. Çok mu sıcakkanlıyım ne? İskeledeki
yerimi beğenmeyince onlara abordo oldum. Akşam da
tatlı bir deniz muhabbeti çevirdik. Birde derler
balıkçının sohbeti güzel olmaz diye. Bana uzun uzun
bu adaya niye Alman adası denildiğini
anlattılar.Aslında iki cümlelik bir olaymış. Almanın
biri adanın yukarısındaki tesis leri yapmış o kadar!
Haşim abiyi ilk gördüğüm de gözüm bir yerden
ısırmıştı. Ama tam çıkaramamıştım. Meğer Haşim abi
bizim Bornovanın eski başkomseri imiş. Hatta 2000
yılında ehliyetimi almaya gittiğimde ufak bir
tartışmamız bile olmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam sen
başkomsersen bende yelkenciyim le başlayan
tartışmanın sonunda başkomserliğin daha önemli
birşey olduğunu öğrenmiştim... İşte denizi bu yüzden
bu kadar seviyorum,6 günlük bir gezide bile
yaşadıklarınız değil sayfalara kitaplara sığmayacak
kadar engin.. Deniz gibi...Keza seyir defterim
gezimin sonunda 100 sayfa ya ulaştı. Gece saat 1
oldu yatsam iyi olur yarın Karaburunu dönmem lazım.
23 EYLÜL DERTLER DİYARI YENİLİMAN
Sabah 8 gibi kalkıp tekneyi neta hale getirdim. Gece
biraz sular çekilmiş olsa gerek salma kumlara
sürtünüp durdu.Ama önemli bir sorun değil. 9
civarları alman adasından ayrıldım.1-2 kuvvet hava
var. Bu seferim de uzun adanın altından geçmeye
karar verdim.Hava poyraz ve Alman adasından Uzun
adaya kadar dar apaz seyrinde gennaker la gittim.
Ben gittim hava kaldı! Hava kaldı ben gittim. Derken
tam uzun adanın kuytusunda sıfır a düştü! Öyle bir
yerde havasız kaldım ki etrafımda hücümbotlar
dolanıp duruyor. Allah insanı olmadık yerde
rüzgarsız bırakmasın! Sanıyorum bugün eğitimleri
var. 4 hücumbot 5 jet uçağı ve bir denizaltı bana
eskortluk yaptılar. İnsan böyle anlarda çok
gururlanıyor. Ülkemizin coğrafya sı ve insanları nın
haricindede gurur duyulacak bir şeyi var.
Hele hele de yerleşik bir kurum. Yaklaşık 3 saat
kadar hava bekledim. Bu sırada da öğlen yemeği için
ton balıklı yumurta yaptım. Yapmaz olaydım! Ton
balığı yumurta ile hiç yenmiyor. Ama balıklar
yemiştir muhtemelen. Havanın tazelemesiyle
Karaburununun doğu kıyılarına yakın bir orsa
seyiriyle ilerledim. Gözlerim eski dost saipaltını
aradı ama bulamadı. Bir başka sefere... Akşam üstü 5
civarları olsa gerek Yenilimana yanaştım. Yeniliman
ı Izmirli olup ta bilmeyen yoktur muhtemelen.
Karaburunu dönecek olanlar için iyi bir uğrak yeri.
Ama benim için değil. Peşin peşin söyleyim biraz
sonra okuyacaklarınız öyle insanın başına her gün
gelecek cinsten değil...Yanaştıktan yarım saat sonra
birisi yanıma geldi ve sorular sormaya başladı.
O nedir acaba beyefendi? Peki efendim bu ne işe
yarıyor? Adam o kadar kibardı ki hafiften
kuşkulandım! Yanlış anlamışım meğer niyeti benden
para koparmakmış. Ben adama cevap verdikçe
bana ailevi sorunlarından bahsetmeye başladı. Yok
karısı bunu terketmiş de, çocukları açmış bu da iş
bulamıyormuş da falan da filan... e be adam sen bana
baştan böyle yanaşsan cebimdeki paranın yarısını
koparmıştın bile. Adam kandırmaya ne gerek var? Tabi
kuyunun dibini göremeyince siz derken sen demeye
hatta akşama doğru birader demeye başladı (birader
miş! sensin birader!). İlk olayı böyle zararsız
atlattım ancak daha gece çok uzundu ve olayların
şiddeti giderek artıyordu! Akşam üstü ağlarını
temizleyen bir balıkçının yanına gittim. Ve
yakaladığı balığın ne olduğunu sordum. Adam sarpa
diyerek kestirip attı! Yanımda birden 80
yaşlarında bir amca belirdi ve bana nereli olduğumu
sordu. İzmirli olduğumu söyledim. İnanmadı aslen
nerelisin dedi.Yedi sülalemin buralı olduğunu izah
ettim. Çok şaşırdı! Bana nasıl bir izmirli balık
cinsini bilmez dedi! Bende saygımdan ötürü kendisine
haklısın dedim! Eh be amcacım sen bir gel de merkeze
bak bakalım senin o bildiğin İzmir den eser
kalmışmı!..Artık oralarda İzmir'in kavakları türküsü
söylenmiyor...Kamalı da zeybek vuruldu...yar fidan
boylu...
Akşamım tam anlamıyla zehir oldu. Kokpitte yayılmış
ickimi yudumlar ken benim yaşlarımda hoş bir bayan
teknemi incelemeye başladı. Sohbet etmeye başladık.
Daha sonra tekneye çağırdım (demiştim ya
sıcakkanlıyım diye...) sohbetimize kokpitte devam
ettik. Kendisi tur organizatörüymüş ve buraya bir
gezi düzenlemek istiyormuş. Onun için de gelmiş beni
bulmuş. Yaklaşık 1-2 saat muhabbet ettik. Sohbetin
sonlarına doğru hani biraz romantizm olsun da insan
olduğumuzun farkına varırız diye teybi açtım.Teyp de
de Cat Stevens çalıyor. Başladık karşılıklı
söylemeye. Bir iki parça sonra, yanımda ki şahsiyet
(parmakla göstermeyelim) şarkıyı bağırarak söylemeye
hemen arkasından haykırmaya ve son olarak da
kükremeye başladı! Nekadar uğraştımsa susturamadım.
Ben demiştim şişede durduğu gibi durmaz diye...İşte
böyle içindeki canavarı çıkarır kükretir insanı! Kim
var kim yoksa herkeze rezil oldum. Millet balkonlara
çıktı! Sustur şunu diye bağırmaya başladı! Söylemesi
kolay! Kolaysa gel sen sustur! Hayatım boyunca
bukadar rezil olduğumu hatırlamıyorum...Neyseki olay
daha büyümeden cozuldu.
Gündüz bir troller muhabbetidir gidiyordu.Bende
limanın küçüklüğünü düşünerek 'ler' çoğaltma ekinin
enfazla 2 yi hadi bilemedin 3 ü temsil ettiğini
düşündüm! Saat gece 1, 2 civarları bir başladılar
gelmeye 2-3-4 derken 6 yı buldu. Ben daha bir önceki
olayın şokunu üzerimden atamadan yeni birisiyle daha
karşılaştım. Adamlar limanın içinde resmen ponton
yaptılar.Bende parmak iskele! İşin kötüsü tam
rüzgarüstümde 3-4 metre uzaklıktalar. Ve çok kötü
bağlandılar. Kuvvetli bir yıldız da aynen
tepemdeler. Demiriminde üzerindeler kaçmam gerekse
kaçamam. Herbiri yaklaşık 30 ar metre ve 9-10
kişi.Toplasan yaklaşık 60 kişi...Gece çok rahatsız
oldum. Bir iki saat önceki olayın da sinir
bozukluğuyla kaçta gideceklerini öğrenmek için
çalışanlardan birine sordum. Adam bir an da liman
senin malın mı diyerek bağırmaya başladı. Buralarda
haber çabuk yayılıyor galiba...Sen git 60 kişi
içinden de en tersini bul! Aramızda oldukça büyük
bir tartışma başladı. Hatta bir müddet sonra sözler
kifayetsiz kaldı...Diğer balıkçılar hemen
toplandılar ve bizi ayırdılar. Neyse ki gecenin geri
kalanı sakin geçti ve sabaha karşı limandan
ayrıldılar. Ama Yeniliman a bir kaç asır uğramayı
düşünmüyorum! Benim saipaltım vardı ne güzel; ne
halt etmeye girdiysem buraya...
24 EYLÜL MERHABA TOPRAKADA
Her rüzgar sesine uyanıp acaba tepeme çıktılarmı
diye bakmaktan sabaha kadar gözüme doğru dürüst uyku
girmedi. Sabah ışıklarıyla ordan ayrıldım. Ve
olanları unuttum. Dün dündür bugün benim dir! Rüzgar
çok hafif. Yelken yapmaya pek müsait değil.
Böylece bu gezim de ilk balık avlama deneyimimi
başlatma kararı aldım. Sakin sakin yelkenleri
kapattım. Anayelkeni bağladım. Demir attım. Başladım
oltayı hazırlamaya. Büyük bir şevk ve hırs la
yemleri taktım. Takarken de öyle bir mod a girmişim
ki kendi kendime konuşmaya başladım aferin oğlum!
işte böyle! doğru yer, doğru kişi! tam ağzına göre'
tabi bu seramoni olta suya inene kadarmış! Bekle
allah bekle... Ne vuran var ne dolaşan...Yaklaşık
iki saat böyle oyalandım. Ama hakikatten niye hiç
yakalayamıyorum anlamıyorum. Bu balık hayvanını
anlamak mümkün değil. Adam kayırıyorlar. Boşver
oğlum balığı sen yelkencisin. Sanki yakalasan ne
olcak madalya mı verecekler. Zaten ayıklaması bir
dert. Hem çok da pis kokuyor! Neyseki rüzgarın
çıkmasıyla bu işkenceden kurtulabildim. Demiri
toplayıp yoluma devam ettim. Daha önümde enaz 3
günlük yol var. Karaburunu dönünce hemen gennaker ı
bastım ve ayıbacağı yaptım. Gennaker ile teknem
oldukça güzel bir sürat yapıyor ama çok yalpaya
düşüyor. Hava gittikçe artmaya başladı. Ayı
bacağından vazgeçip hafif geniş apaza döndüm. Artık
karaada'nın silüeti belirmeye başladı. Hava da
oldukça sertledi. Enazından gennaker için. Tamam çok
keyifliydi ama balonun her boşalıp dolmasında da
çıkan o ses ve direğin öne esnemesi insanın ömründen
bir kaç yıl çalıyor. Asıl sorun benim bu balonu bu
havada tek başıma nasıl indireceğim! Aklıma bir kaç
seçenek geliyordu ama hepsindede dümeni birkaç
saniye bırakmam gerekiyordu. En doğru seçenek i
buldum. Ayağa kalkıp yekeyi iki bacağımın arasına
aldım. Ve mandarı bırakıp balonu yanıma kadar aldım
iskotasindan cekerek. Daha sonra oturup bir elimle
içeri tıktım. Balon indiğinde ben çoktan Karaada ile
Toprak ada arasında ki boğaza girmiştim. Tabi
inmeden önceki son 20 dakika özellikle karaadanın
ilk koyundan gelen sağnaklar sayesinde baya bir
terledim. Tarihten ders almalıydım!
Daha sonra toprakadanın güney yakasındaki koya doğru
yola koyuldum. Oralardan geçerkende levent marinadan
Ismet abinin bana söylemiş olduğu balık kerterizi
aklıma geldi. Kendisini telefonla arayıp tam yerini
öğrendim. Yaklaşık 30-40 metre derinlik var. 3 kere
demir attım ancak ilk ikisinde demir taradı.
Demir atmak ve tutturmak konusunda pek başarılı
değilim. Yada zincir de kısa geliyor olabilir. 10
kiloluk demiri 40 50 metreden çekmekte çok büyük bir
dert. Zaten demiri toplamak zor bir iş üstüne
dalgalar yüzünden dengemi kurmaktada da zorluk
çekiyorum. Yani başlı başına bir dert! Sonunda
kıyıya baya yanaşarak demiri tutturmayı başardım.
Demirlediğim yerde dip görünüyor. Aşağısı karagöz
kaynıyor. Ama çok ilginçtir hiç biri benim yem
lerimi beğenmiyor. İyi valla beyefendiler bulmuşta
bunuyor...İşin en tuhaf ve en can sıkıcı tarafı
gördüğünüz güzelim balıkları avlayamamanız. İnsanı
çileden çıkarıyor. Üstüne oltayı fırlatırken
elime takıldı ve iğne işaret parmağımın bir yerinden
girdi öbür tarafından çıktı! İki üç deneme yaptım
iğne çıkmadı! Bir film de iğnenin ucunu kerpeten le
keserek çıkarttıklarını görmüştüm. Denedim! Ama
herşey filmlerdeki gibi olmuyormus. Artık canım o
kadar yanmaya başlamıştı ki ne yalan söyleyim
gözlerim şelale kıvamına gelmişti! Her denemeden
sonra çıkaramayınca daha da sinirlenip sol elimle de
bumbaya vuruyordum! O çıkmıyor ben vuruyorum. Ben
vuruyorum o çıkmıyor! Parmak deyip geçmeyin küçücük
yer insanı inim inim inletiyor. En kötüsüde
çaresizlik... Eh be ismet abi senin yapacağın olta
bu kadar olur! Bana değil balığa girmesi
gerekiyordu! Bende yol boyu niye avlayamıyorum diye
düşünüyordum! Buldum! Olta yanlış! Son bir hırs la
parmağımın içindeki etleri parçalayarak çıkarttım
iğneyi yaramı sardım ve orada balık defterini
gezimin sonlarına kadar açılmamak üzere kapattım.
Tetanoz lazim. Demiri alıp herzaman gecelediğim
toprak adanın güneyindeki Cennet koya gittim. Demiri
denize değil karaya fırlattım ve kıçtan koltuk aldım
sonrada koyu dolaşıp demir yerine baştan da koltuk
aldım. Daha garanti oluyor.
. Bu akşamki menüm yoğurtlu pilav (şehriyede var) .1
tencere pilav yarım kilo yoğurt ve 1 litre kola ile
birlikte gözümü ancak doyurabildim. Yemeğim biter
bitmez annem aradı. Ne yediğimi sordu. Bende gayri
ihtiyari yoğurtlu pilav yediğimi söyledim. Annem
demezmi yanında birşey yokmuydu diye... Canım annem
kuzu kavurma yapacaktım tekne et kokmasın diye
vazgeçtim!
Bu arada teknem fuhuş yuvasına döndü. 2 sineği
iki saattir iş üstünde gözetliyorum. Aldırdıkları
yok dünya umurlarında değil sanki. Hiç utanma
arlanmada yok canım bunlarda. Şimdi eskilerden bir
büyüğümüz olsaydı şöyle girerdi cümleye.
'madem eşitlikten yanasın be ... adam önce ...'
Ben size biraz da tekne hayatımdan bahsedeyim.
Teknede düzenli olarak yaptığım 3 önemli şey var.
İlki her sabah eğer seyire çıkacaksam saatimi 12 ye
kurup o saatte öğlen yemeğimi yemek. İnsan
denizdeyken gerek zihinsel gerek fiziksel olarak çok
fazla efort sarfettiği için yemek yemek aklına
gelemeyebiliyor. Alarmla bu sorunu aşmış
oluyorum. Seyirdeyken öğlen yemeğim şöyle; 3 kutu
ton balığı, yarım paket tost ekmeği, 2 bardak
portakal suyu. Bu sayede hem doymuş oluyorum
hemde vucudumun ihtiyacı olan mineralleri almış
oluyorum. Öğlen yemeğimi rahat yiyebilmek için
anayelkeni kapatıyorum ve çok küçük bir flok
açıyorum. Dümeni de lastik le bağlıyorum. Düzenli
olarak yaptığım 2. şey ise yatmadan önce ertesi gün
yapacağım seyirde kaç dereceye gideceğimi, nekadar
sürdüğünü ve rotam üzerindeki sığlıkları ezberlemek.
(ben yinede her ihtimale karşı haritanın
fotokopisini yanıma kokpite alıyorum). Son şey ise
seyir defterime günün özetini yazmak. Şimdiye kadar
bu özet olayını pek beceremedim. Ne yaşadıysam aynen
yazdım. Bu arada denizci dostum Enginin bana düzenli
olarak hergün gönderdiği hava durumundan dolayı
kendisine çok teşekkür ediyorum.
Ancak eh be Engin bu raporlardan hiç olmazsa bir
tanesi tutsaydı. 3 kuvvet hava diyorsun fırtına
çıkıyor. Fırtına var diyorsun deniz palpa liman
çıkıyor. Enginin isabetsiz atışları sayesinde
düşdüğüm zor durumların hesabını sormak için
aradığımda suçu meterolojiye atmasını yemedim. Biraz
sıkıştırınca beyefendinin internete gitmek yerine
akşam üstü bulutlara bakıp hava tahmini yaptığını
öğrendim. (gezinin ilerleyen günlerinde Engin olayı
abartarak 3 günlük hava tahmini bile vermeye
başladı. halt etsin poseidon) enginden aldığım son
rapora göre yarın fırtına varmış... Yarın ola
hayrola...
25 EYLÜL 9 SAAT YELKEN
Bugün çok uzun. Çok yorucu. Çok keyifli ve çok zor
bir gündü. Kısaca herşeyin uç noktalarda
olduğu birgündü. Sabah Toprak adadan ayrıldıktan
sonra karşılaştığım çok kuvvetli hava yüzünden
niyetim fazla yol yapmayarak Cesme limanına
girmekti. Alev adasının dışından geçeceğim için
Toprak adadan Karaadaya kadar 15 dk motor seyri
yaptım. Daha sonra çift sıra camadanlı ana yelken ve
mendil kadar bir flokla daimi olarak 30 dalgalarda
40 derece yatarak dar apaz Alev adasının açıklarına
kadar geldim. Alev adasını döndüğümde floğu tam
açtım. Ve güzel bir süratle yaklaşık yarım saatte
çeşme limani hizasına kadar geldim. Günümün geri
kalanını heba etmemek için kararımı değiştirdim ve
yapabildiğim kadar yol yapmaya karar verdim. Ancak
dalgalar beyaz buruna (uç burnu) kadar devasa
boyutlardaydı. Hatta birkaçında suya düşme tehlikesi
atlattım. Böyle havalarda kendinizi ve özellikle
teknenizi çok iyi tanımanız lazım. Tehlikeli bir
durumda panik olmayacak metaneti göstermeniz ve
teknenizin neresi zayıf neresi sağlam bilmeniz
gerekir. Şahsen benim yol boyu en büyük endişem
denize düşmekti. Böyle bir havada denize düşersem
kurtulma şansım yok denecek kadar az. O yüzden zaman
zaman kendimi deli bağlar gibi bağlıyordum. Saat
13:30 sularında beyaz burnu döndüm. Ve dev gibi
dalgalar yerini 25-30 cm lik torunlarına bırakarak
veda etti. Ancak aynı veraset düzeni rüzgar
konusunda ters tepti olaya büyükbabalar el koydu.
Rüzgar daimi olarak 7 zaman zaman 8 kuvvete çıktığı
oluyordu hatta bir koydan geçerken suların
kalktığını gördüm. Allah orsa gidenlerin yardımcısı
olsun. O andan sonra tam adını bilmiyorum ama sürat
hastalığı tarzı birşey e yakalandım. Gözümü hırs
bürüdü. İlk olarak beyaz burunu dönünce küçültmüş
olduğum floğu tam açtım. Artık bazı büyük
dalgalardan atlayabiliyordum. (dalgalar büyümeye
başlamıştı.) Daha sonra ilk olarak ana yelkeni bir
sıra camadana düşürdüm. Ardındanda tam açtım. Hemen
hemen her dalgayı atlıyor, atlayamadıklarımda da
broş tehlikesi yiyordum. Her dalganın tepesinde de
dalgaya binebilmesi için kamaraya omuz vuruşlarımdan
sol omuzum mos mor oldu (Kucuk ve hafif teknenin
avantaji). Uç burundan sonra Cırakan adasına kadar
mükemmel bir konsantrasyonla bu tekne yi nasıl
planing e kaldırırım ın hesap larını yapıyordum
(öyle 2 dalga dan atlamak olmaz). Kafam da her şeyi
oturttum. Çırakan adası nın altına geldiğim de hem
dalgaların biraz daha küçülüp civarnaların da doruğa
ulaştığı anda (bahsi geçen civarnalar yaklaşık 40
mil kuvvetinde ve ben tam armayım) hafif yükselip
apaz a yakın bir seyir de anayelken ıskotasını var
gücüm le dalga ya binerken asılacak aynı anda
tekneyi de hafif açacaktım.
Plan güzeldi de pratik te pek tutmadı. Ve hayatımın
broşunu yedim! Tekne rüzgara döndü ama
doğrulmadı!yaklaşık 50 derece yattı. Bende ani
yatışla rüzgaraltına düştüm. Can havliyle flok
ıskotasına asıldım ama o kadar büyük bir yük biniyor
ki bir türlü salamadım. Sonra anayelken ıskotasına
atladım onu saldım ama pek bir şey değişmedi. Salmış
olmama rağmen bumba yerinden hiç kıpırdamadı.Birara
dedim buraya kadar mış batıyoruz... Hatta bir
arkadaşım la bu teknenin batmayacağına dair girdiğim
iddiayı bile hatırladım! Refleks halinde
rüzgarüstüne tırmandım. Uçtum! Kendimi o an 4.70 de
sandım. Ve belimi sarkıttım. Birde ne göreyim
salma...Karadayken hiç bukadar ürkütücü
görünmüyordu! Yaklaşık 15 saniye tekne doğrulmadı
ama sonra kızım Tiny, Zeyna edasıyla broşunu
tamamladı ve tam anlamıyla rüzgara döndü, doğruldu!
Yaptığım şeyi şimdi düşünüyorum da... Gerçi teknemin
yaşamadığım öğrenmediğim hiç bir yanının kalmaması
da olumlu bir şey.
Rotamı hemen Sarpdereye çevirdim. Böyle olaylardan
sonra bazı insanlar genelde korkar ve yelken den
soğurlar bense inanılmaz rahatladım. Çünkü artık
biliyordum teknem batmıyor. Sevgili Tahsin abimin de
dediği gibi ;YAPIŞTIIIIIR... Sarpderenin girişinde
sağ tarafda yani doğusunda Nergis adında güzel bir
koy var. Nergisin içine kadar yelkenle girdim.
Haritaya göre nergisin derinliği 5 m ve koyun
sonunda da bir iskele var. Demir işaretiyle
belirtilmiş. Bende derinliğe ve iskeleye güvenerek
koyun en dibine kadar yelkenle gider oralarda
dolanıp kum bulurum diye düşünüyordum. Daha koyun
yarısına gelmiştimki gaaarçç diye bir sesle
irkildim. Dedim noluyor! Neyseki kamaranın
yardımıyla bende durabildim bu sayede sağ omuzumuda
çürütmüş oldum.Teknem 20 derece sancağa yattı. Yeter
ama daha kaç olay gelmesi gerekiyor başıma...
Ilk olarak yelkenleri kapattım. Motoru çalıştırdım.
Ileri veriyorum, geri veriyorum. motoru çeviriyorum
ediyorum, istifini bile bozmuyor. Daha sonra
dalgaların teknenin kıçını açmasıyla havayı tam
yandan alır oldum. Yelkenleri birdaha açıp teknenin
rüzgar altına yatarak kurtulabileceğini düşündüm.
Ilk denememde yelkenler tekneyi yatıramadı. Bende
rüzgaraltına geçip ıstralya dan asılıp yardımcı
oldum. Salmanın dipten kurtulmasıyla tekne üzerime
geldi ve bende nergisin suyunun bu mevsimde biraz
soğuk ve ıslak olduğunu öğrendim. Nergisten çıkana
kadar rüzgar altından ayrılmadım. Eğer Nergis biraz
daha uzun olsaydı. Muhtemelen birdaha ayrılamazdım;
donardım. Hemen içeri girip üzerimi değiştirdim ve
direk haritaya atladım. Acaba 1 i 5 mi görmüştüm?
Doğru görmüşüm! Peki geri kalan 4 metre
nerde? Doktor bu ne? Nergisten çıktığımda saat 17.40
oldu. Kokara (Gökliman) kadar güneşle
yapacağım çok çetin bir savaş vardı. Hava kararmadan
kokara girmek zorundaydım. Çünkü arkadaşımlarımdan
duyduğuma göre kokarı balık çiflikleri sarmış. O
yüzden gündüz girmeliyimki tehlikeli bir durumla
karşılaşmayayım. Güneşle yaptığım yarışı 5-10 dk ile
ben kazandım. Buarada Teke burnunun altında rotamı
hiç değiştirmemiş olmama rağmen geniş apaz dan bir
anda orsa gider oldum. Sabah 10.30 da Toprakadadan
başladığım seyire 19.30 da Kokar da son verdim. Tam
9 saat tek başına, 5.30 metrelik bir teknede,
devamlı yekede... Hiç fena değil.
Kokar a gelene kadar batma tehlikesi geçirmiş ve
karaya oturmuş olmama rağmen keyfimden hiç bir şey
kaybetmiş değildim. Keşke buraya gelmeseydim. Yazık.
Güzelim koy mahfolmuş hertaraf balık çiftliklerinin
şamandıraları, dubaları, bilmemneleri... Birde
bunlar yetmezmiş gibi içeride belki 50 tane paragat
var. Kokarın böyle elden gitmesine insan nasıl göz
yumabilir anlayamıyorum. 10 gün önce tanıştığım
Akdenize inecek olan Danimarkalı çifte Kokara da
mutlaka uğramalarını önermiştim.Dilim kopsaydı da
söylemeseydim... Koyun en sonuna girip yanaşacağım
yeri buldum. Demir atıp iyi bir kaloma ile birlikte
kıyıya kadar yaklaştım. Ancak kıyı dediğime
aldanmayın. Koltuk almak için halatları elime alıp
kıyıya atlamam gerekiyor ama çok riskli! Düşüp bir
yerlerimi kırabilirim. O yüzden çok büyük kasalı bir
ızbarço yaptım ve 5-6 kere fırlattım. Hepsi
karavana. Daha sonra küçük kasalı bir izbarço yapıp
halatın devamını kasanın içinden geçirdim. Kasayı
tutarak karaya fırlattım. Bu sayede giderek büyüyen
bir halka oluşuyor. Halatın ucunu çekerek kasayı
küçülttüm ve koltuk alabildim. Vücudum tam
anlamıyla çökmüştü. Çok uzun ve yorucu bir
günün ardından bir sise ickiyi haketmiştim. Ancak
sadece yarısını hakedebilmişim.Yarısında uyuya
kaldım.
26 EYLÜL TATİL
Geldik Cumaya... Seyirimin tamamlanmasına yaklaşık 2
saat lik yolum kaldı. Dün gece mandarların direğe
vurmasından dolayı çok rahatsız oldum. Uyku
sersemliğiyle piyanoda ne bulduysam gerdim. Meğer
ana yelken mandarı ana yelkene bağlı
değilmiş dolayısıyla mandarı germemle yanıma almam
bir oldu...Bugünü kendime tatil ilan ettim. Bu
sayede direği indirip anayelken mandarımı
takabilirdim. Aslında balançinayıda kullanabilirdim
ancak Türk bayrağım orada asılı olduğu için o riske
girmedim. 1-2 palanga sistemi yaparak direği
indirmek ve kaldırmak çok basit. İlk olarak karadan
4 tane daha koltuk alarak ve demiri kasarak tekneyi
oynamaz bir hale getirdim. Arkadaki kayalarda direği
üzerine yatırmam için çok uygundu. Balon mandarını
gennaker gönderinden geçirip piyanodaki koç
boynuzuna gergin bir şekilde bağlıyor daha sonra
önceden gevşetmiş olduğum yan ıstralyaları (yemek
tarifi gibi oldu galiba) boşlayıp baş ıstıralyayı
rollerla birlikte söküyorum kokpitte bağlamış
olduğum balon mandaranı koç boynuzunun içinden
geçirip. Elime alıyorum ve ayağa kalkıp direğe
destek olarak yavaş yavaş salıp direği kayalara
yatırıyorum. Bakmayın uzun uzun yazdığıma pek matah
bir olay değil topu topu 6.5 m direk, olsun olsun
30kg ağırlık. Tabi kaldırırken biraz iman gücü
gerekebiliyor! Bu işleri hallettikten sonra biraz
kestirmeyi hakettiğimi düşünerek teknenin içine
girdim. N’oluyor orda? Içeride belki 100 tane sinek!
Kitap okuayanini mi ararsiniz takla atanlarımı...
hepsi mevcut. Baskın basanındır! Bu seferki taarruz
ağır bir yenilgi ile sonuçlandı. Kamaradan kendimi
zor atabildim. Anladımki içeride bana yer kalmamış.
İlerleyen saatlerde teknede sineklerle birlikte
demokrasinin ilk adımlarını attık. Gündüz kamara
onların gece de benimdi! Aralarından bir kaç hayvan
her nekadar bunu bozmaya çalışsada ben
anlaşmaya sadık kaldım!
Son kez olta attım ve her attığıma balık vurdu(Bu
nasıl bir mutluluktur).Tam 3 tane Hanos
yakaladım.Akılsızlık larının bedelini akşam yemeğim
olarak ödeyecekler! Kokar tam bir teknoloji düşmanı;
telsiz, televizyon, cep telefonu, radyo hiçbirşey
çekmiyor. Kendimi Fred Cakmaktaş gibi
hissettim...Hoş geldin taş devri...Akşamım çok
güzeldi kendime şahane bir sofra kurdum. Balıklara
ayıp olmasın diyede bir ufak rakı açtım. Buarada
söyleyim çok güzel yemek yaparım. Ve ilginçtir zevk
de alırım. Aileden uzak okumanın avantajları. Yemek
ten sonra bulaşık yıkamak okadar zor geldi ki masa
da nevar ne yoksa hepsini büyük bir çöp torbasına
koydum. Ağzını bağlayıp kıç dolaplardan birine
tıktım.(işte özgürlük bu! )
Gece uzun zamandır bitiremediğim bir kitabımı göz
atarım diyerek elime aldım.Kitap ın adı 'AT ONE WİTH
THE SEA' Naomi James in 1972 yılında tek başına 9 ay
da tamamladığı dünya seyahatini kendi ağzından
anlatıyor. Şahane bir kitap! Gece 4 e kadar
aralıksız okudum ve bitirdim. Pupa yelken den sonra
okuduğum en güzel kitap diyebilirim. Kitap ta geçen
bir cümleyi size aktarmak istiyorum 'Ne pasifikteki
fırtınadan, ne buz dağlarından, nede yanlızlıktan
korktum denizsiz kalmaktan korktuğum kadar' Ocak
gibi bir terslik çıkmazsa Yeni Zelanda ya staj a
gideceğim kısmet olursa kendisiyle tanışacağım.
Umarım hala yaşıyordur...
27 EYLÜL VEDA
Dün sabah a karşı bir fırtına başladıki Rüzgar
üstünde yatıyor olmama rağmen her sağnakta tekne 20
derece kadar yatıyordu. Normalde böyle
havalardan çok keyif alırım. Ancak demirde olmam
beni endişelendiriyordu. Neyseki kaçak 15-20 dk
sürdü. Ve tedirgin bir şekilde uykuma devam ettim.
Tamam yukardakiyle aramız pek iyi değildir ama son
iki günde olayı çok abarttı! Hava her nekadar
düşmemiş olsada çaresizce ha taradı ha tarayacak
diye içimi kemireceğime küçükte olsa bir yelken açıp
denizde debelenmeyi tercih ettim. Acele şekilde
karaya atlayıp daha önce gelenlerin çöplerini
topladım.Koltuk halatlarımı çözüp tekneye dondum.
Daha sonra motoru çalıştırıp demiri toplamaya
başladım ve demirin niye taramadığını öğrendim.
Dipte bir yere takılmış. Bütün gücümle çekmiş olmama
rağmen yerinden sökemedim. İlk olarak demiri iyice
gerip koç boynuzuna bağladım. Ve motora geçtim. Tam
yol ileri verip dümeni kırdım olmadı. Tam yol geri
verdim olmadı.dedim oğlum düşün! Daha sonra demire
tekrar kaloma verip arkadan hızımı alarak
aynen demirin üzerinden geçtim ve daha önce çürütmüş
olduğum iki omuzumun yanına kardeş olarak anlımıda
koydum... Koyun dışında hava berbat seslerden
anlaşılıyor.
Koydan çıkarken ana yelkeni 2 sıra camadanlı bastım.
Dışarı çıktığımda gördüklerim kaldığım yerden devam
edeceğimi belirtiyordu. İşin kötüsü bu sefer orsa...
Dalgalar 3m civarları havada 40-45 mil arasında
dolaşıyordu. Yaklaşık 10 dakika geri dönüp dönmeme
konusunda kararsız kaldım. Ancak kendimi çok iyi
tanıyorum. Her fırtınada denize çıktığımda ortama
adapte olmak için yaklaşık 20 dk geçiriyorum;nitekim
öyle de oldu! 1 saat sonra da zaten havanın kuvveti
azaldı. 25-30 mil havada orsa ortalama 4 mil
süratle sığacık'a şarkılarla türkülerle
ilerledim.
Beni ufaktan ufağa sığacık heyecanı sarmıştı.Oraya
eski teknemizle veda edeli 10 yıl kadar olmuştu
şimdi kendi teknemle 'merhaba ben geldim diyeceğim'
bakalım eski misafirperverliği duruyormu? Hazır
sırası gelmişken bu geziyi niye yanlız yapıyorsun
diyenlere ve istemeden kırdığım arkadaşlarıma
nedenini uzun uzun anlatayım. Ben tek başıma dünya
seyahati yapmayı hedefliyorum daha bir hafta lik
günlük yola çıkamazsam 3-4 yılı nasıl geçiririm. Bu
seyahatin iki önemli boyutu var. Biri teknik;ki bunu
here geçen gün daha da geliştiriyorum. Diğeri
psikolojik.İşte bu teknik bilgi gibi kolay
geliştirilecek bir husus değil. Kendinize alışmak ki
basit bir kendinle barışık olma olgusundan çok daha
kapsamlı ve karmaşık olayı daha doğrusu beceriyi
kazanmam gerekiyor. Ben kendimle barışık bir insanım
demek kolay.Gel bir hafta boyunca hiç kimseyle
konuşmada göreyim nekadar barışıksın kendinle!..
Tek kontra da sığacık limanını tutturmadım ve teos
tarafına düştüm.Bizim o halk plajı teos olmuş mavi
bayraklı şahane bir yer. Sörf merkezi de
kurmuşlar.Önümden arkamdan 10 larca sörf benle dalga
geçer gibi dolanıp durdu lar.(eşit şartlarda
gelsenize! ).Teos ta tramola attım ve küçük adanın
açığından döndüm. Aslında iç taraftan da
geçebilirdim derinlik kurtarır gibiydi ancak. Bir
gezide 1 kere karaya oturmak yeter ve riske girmeye
hiç gerek yok. Limanın ağzına kadar yelkenle gelip
anayelkeni indirdim toplarkende motor dönmüş ve
limanın ağzında deli danalar gibi dönmeye başladım.
Bütün seyir boyunca yaptığım hataların ceza dönüşü
yerine sayarsınız artık.Cock pit e geçip motoru
düzelttiğimde ben hala dönüyordum! O sırada içerden
çıkan bir trimaran gördüm! Adetimdir gördüğüm her
farklı tekneyi incelerim – sahibine selam verdikten
sonra. Bu tekneye de farklı muamele yapmadım. Diktim
gözlerimi neyi var? Neyi yok? Nasıl bir tekne
diye...Derken tekneden biri bana bağırdı! Eyvah
dedim! Bu sefer abarttım olayı galiba derken...Meğer
bağıran dokuz eylül üniversitesinden serim
kaptanmış,selam veriyormuş! (nasıl rahatladım
anlatamam).Serim abide bana daha önceden bir
trimaranı arkadaşlarıyla birlikte güneyden biryerden
izmire getireceklerini söylemişti. Sen çık burda
karşılaş! Aslında bu karşılaşma sıradan gibi
görünsede benim için çok önemli. Ben 6 günlük yorucu
ve gururlu bir yolculuğu tamamlamak üzereyim onlarda
bilmiyorum kaç gün ama oldukça uzun bir yola
baslamak uzere... Hayliyle oldukça güzel bir
rastlantı. İşin bir diğer tarafı da 3 gündür
konuştuğum ilk insan dı.(kendi kendime
konuştuklarımı saymıyorum). Biraz daha konuşmasaydım
heralde vücut diline başvuracaktım. O zaman da
dışardaki havayı nasıl anlatırdım bilemiyorum.
Muhtemelen ayıp olurdu.
Neyse yolculuğum 6 gün de toplam bir buçuk saat
motor seyri ile son buldu. Denizde fırsatlar insanın
eline çok sık geçmiyor. Hazır yakalamışken bende son
damla sına kadar kullandım. Artık Tiny nin yeni
mekanı burası olacak gibi.
!
Buarada Göztepe yelken uzun bir bekleyiş ten sonra
tekrar körfeze geri döndü.Zamanında nasıl
Karşıyakayı,Çeşmeyi ve Foçayı sahiplendikse aynı
ilgiyi bu yeni kulübe de göstermeliyiz. Ben
Karşıyakalı olmama rağmen bu ayrımı hiçbir zaman
yapmadım ve elimden gelen desteği gösterdim.
Sizlerinde aynı ilgi ve alaka yı göstereceğinizden
eminim. Körfezi bırakmak hernekadar zor olsa da
alışmak gerek. Biraz içim buruk. Geçtiğimiz bir yıl
zarfında ben üzerime düşen misyonu fazlasıyla yerine
getirdiğimi düşünüyorum; körfezi yelkensiz hiç
bırakmadım!
Bu görevi artık Foça dan geri gelen Orsa teknesine
bırakıyorum! Bu arada sevgili martı'm Haticeyede
burdan çok selam! Tek ayağın olmamasına rağmen beni
korfezde hiç yanlız bırakmadın. Bana büyük dersler
verdin;pek çok insanın veremeyeceği kadar! İnşallah
yolun buraya da düşer hatice! hatçee!..
Rüzgarınız kolayınıza olsun denizci dostunuz
Halim Deniz Sasal
denizsasal@sasaldenizcilik.com
Ekim 2004

|