Ana Sayfa

Şaşal Denizcilik

İletişim

Galeri

Modellerimiz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yelken Dersleri

Hava Durumu

 

 

 

 

 

 

 

 

Dakikalar yavaş, saatler çok hızlı geçti          ( Filipinler de tayfun'u ya şamak )

İzmir körfez-Sigacik                                    ( Tiny 17 ile 6 gün seyir )

Deniz ile sevgili olmak                                ( Tiny 17, İzmir körfez - Çeşme - Körfez )

Orsa da tekne kullanım                                ( Yelken Dersleri )

 

 

 

Halim Deniz Sasal

 

 

 DAKİKALAR YAVAŞ SAATLER ÇOK HIZLI GEÇTİ

Dünya gözüyle bir tayfun hikayesi..

Filipinleri vuran son on yılın  en kuvvetli kasırgası kategori 4, Nanmadol yerel halkın deyimiyle Yoyong'u bizzat yaşama fırsatı buldum.

Yaklaşık 5 aydır Filipinler Metro Manila Quezon City de bir bankada mikro finans üzerine stajimi yapiyorum. Geçen 2 Aralık ta Filipinler i darmadağın eden süper tayfun Nanmadol yerel halkın tabiri ile Yoyong u iliklerime kadar hissetme fırsatı buldum. Hazırlıklar yaklaşık tayfun un varışından 3 gün önce başladı, camlar çakıldı. Erzaklar hazırlandı. Herkes de inanılmaz bir panik, her yer kalabalık süper marketler tıklım tıklım, yollar felç. tayfun gününe kadar. Aslında durum çok içler acısıydı çünkü gelen tayfun 150 deniz mili, sağnaklar da ki tayfun genelde sağnaklar dan oluşuyor 185 denizmili! Yani kategori 4 ki kategori 5 Şimdiye kadar görülmemiş. Manila dışında yaşayan fakir halk için hiç şüphesiz ölümcül olacaktı. Nitekim öylede oldu.

Bana gelince, içim içime sığmıyordu tayfunu göreceğim için.. Yaklaşık 40 feet dalgalar.. Hayatımda hiç görmediğim kadar kuvvetli bir rüzgar i yaşayacaktım. Rüzgarın bir afet olabileceği aklıma bile gelmezdi. En azından düne kadar. Yaz aylarından birinde teknem Tiny ile sığacığa tek başıma yaptığım seyahat i yazmıştım. Beyaz burnu döndükten sonra yediğim 50 millik sağanaklar dan bahsetmiştim. Şimdi onu düşünüyorum da şaka gibi geliyor..

              Sabah saat 8 itibari ile iş yerindeki yerimi aldım. O günün öğleden sonrası tayfun sebebiyle tatil ilan edildi. Saat 12 gibi yemeklerimizi yedik ve evlere dağıldık. Bu arada iş arkadaşlarımdan Freddie benim yüzümdeki heyecanı ve mutluluğu görünce bir daha uyarma gereksinimi duydu.

‘odanin her yeri camla kaplı, tahta da çaktırtmadın, lütfen dikkat et! Eğer camlar patlamaya başlarsa aç bütün camlarını birbirine bağla terket odayı. Çünkü kırık cam parçaları yüzünde kalıcı izler bırakabilir!’

dedim sen korkma, ben işimi bilirim, Türküm ben! Bizim atalarımız Çanakkale de savaşırken rüzgar mı dinlemişler…Tabi bu cümleyi biraz farklı lanse ettim. Şu şekilde; " Öyle mi? Peki. Ya işte biz Türkiye de hiç böyle tayfun falan nedir bilmediğimizden ben en iyisi gideyim hazırlanayım!

saat 4 te bekleniyordu tayfun. Saat 4 oldu ne ses var ne seda. Eyvaaaaah dedim gitti bizim tayfun. Değiştirdi yönünü kuzeye doğru, o kadar umut boşa çıktı..

hemen giydim yağmurluğumu aynen dışarı. Ofisi açtım ve internet e girdim. Buarada ofis evimden sadece 20 metre uzakta. Sitelerden hiç birinde tayfunun yönünü değiştirdiğine dair bir haber yok. E peki nerde bu halt? Metro Manila nın  kategori 2, quezon city nin kuzey doğu yakasının da yani benim bulunduğum yerinde kategori 3 ü yaşayacağını öğrendim. Ortalama 140 sağanaklarda 160-170 deniz mili. Kategori 4,   tayfunun gözüne yakın yerler yani Baguio ve Mankayan gibi kuzey de kalan fakir halkın yaşadığı bölgeleri vuracaktı. Saat 4 30 civarları hala daha bir kıpırdanma yok. Dedim nerde hani kategori 3, ben buna rüzgar bile demem, hatta alırım Tiny mi çıkarım Pasifiğe, basarim balonumu! Kimse tutamaz beni! Hayal kırıklığı içerisinde evime geri döndüm. Pencereleri açtım. Bu arada odam, salon ve diğer odalar’ın dışarı bakan duvarları sırf cam ve pencere, odamdaki pencerelerin uzunluğu da yaklaşık 8 metre civarları ve etraf palmiyelerle ve çeşitli tropik ağaçlarla çevrili. Camların hepsini bir hışım ile açtım. Geçtim yatağıma. Başladım kanallarda gezinmeye. Fazla geçmedi yaklaşık bir 5 dakika sonra yağmur kuvvetlendi. Hemen arkasından rüzgar. Başlarda tahminen 30 35 mil civarlari. 1 saate kalmadan tayfun kategori 1 e ulaştı. 70 denizmili!. Bu hava bile benim için oldukça fazlaydı. Hemen evdeki son turumu attım. Bütün pencereleri kapattım. Kapılar tekrar kilitlendi. Saat 19.00 itibari ile tayfun Metro Manila yi tüm kuvveti ile vurdu…

19.00: haha… inanilmaz bir duygu bu. Yerimde duramıyorum. Bu ses gerçek olamayacak kadar yüksek. Evim beton ama her sağanakta sallandığını hissediyorum!! Tanrı denizdekilerin yardımcısı olsun!

20.00 : Şu an karşı komşumun çatısının havalandığını görüyorum! Ama henüz kopmuş değil! Bu arada hala daha elektrikler var. En sert havayı saat 9-11 arası saatlerde yaşayacakmışız. Bundan daha mi sert yani? Nasıl olabilir? Neyse görelim bakalım neymiş ne değilmiş. Rüzgardan korkma ama saygıda da kusur etme!iste benim felsefem…

21.00 : Sadece 10 dakika öncesinde felaket bir ses ile camlarımdan birisi patladı. Aslında cam patlamadı. Pencere komple içeri fırladı! Bütün yağmur içeriye doluyor. Ve yapabileceğim de hiç bir şey yok. Öğrendiğime göre rüzgar şu an saatte 130 deniz mili hızla esiyor! sağanaklarda ortalama 160 deniz mili. Yaşadığım olaya inanmak ta bile zorluk çekiyorum. Olamaz bu. Gerçek olamaz. Acaba şu an kuzeydekiler ne yapıyor? Onların evleri hem ahşap hem de kategori 4 ü  yaşıyorlar. Bir cismin bu kuvvet karşında ayakta durabilmesini hayal bile etmek çok zor. Rüzgar sanki her yerden geliyor! 2 saat önce güneydoğudan esiyordu şimdi kuzey doğudan. Odam sırıl sıklam her yer yağmur! Ama en azından hala daha elektrikler var!

23.00 : Artık elektrikler de yok! Ne elektrik ne sokak lambası ne bir ışık! Sadece çıldırtan bir rüzgar sesi ve karşı apartmandaki komşumun 4 yaşındaki kızının çığlıklarla karışık ağlaması.. Dakikalar çok yavaş, saatler ise çok hızlı geçiyor!

24.00 : Rüzgar kuvvetinden hiçbir şey kaybetmiş değil hala. Etrafım da her dakika da bir elektrik trafoları patlıyor. Kablolar kopuyor. Kiremitler havalarda. Ve muazzam bir gürültü. En kötüsü de fazla bir şey görememek. Tabiri caizse zifiri karanlık… Evimde mum var ama o kadar karanlık ki mumun yerini dahi bulamıyorum.

01.00 : Aklıma bir soru girdi bir türlü aklımdan çıkartamıyorum. Acaba dışarı çıksam mı? Şimdi tam sırası. 3-4 saat e kalmadan rüzgar şiddetini kaybedecek. Evet, tam sırası… Bu sezonun son ve son 10 yılın en güçlü tayfunu. Mutlaka iliklerime kadar hissetmeliyim… Eğer bu fırsat kaçarsa diğer tayfun bir sonraki sezona yani temmuza gelecek ve ben burada olamayacağım. Evet, evet, tam sırası…

01.30 : 2 tane yağmurluğu üstüste giydim. Çoraplarımın üstüne torba, ardından da poşet lastiği ile onları sıkıştırdım. Kafada torba-bere-şapka-yağmurluk 4 lüsü. Kendimi mc gyver gibi hissediyorum şu an! Verin bana bir pil bir bardak da size hemen bir bomba yapıvereyim şuracıkta..Tamam artik..Işte ben.. Burdayim..Geliyorum…Bekle beni Nanmadol…

01.40 : Nefes alamıyorum!! Nefes alamıyorum!! Rüzgar ciğerimdeki havayı çekiyor..

01.50 : Nefes alma yolunu buldum. Tek yapmamam gereken şey kafamı rüzgara yan tutmak. Ayrıca yağmur damlalarıda ok gibi saplanıyor insanin suratına…

Her şey uçuyor..Kendimi zor tutuyorum…Yürüyemiyorum bile…Yürüyemezken koşmaya çalışmak gerçekten çok eğlenceli. Yaklaşık 100 metre uzaklaşabildim evden ve toplam 5 kere düştüm. İstatistiki olarak 20 mt de bir gibi oluyor sanırım. En sonuncu düşüşüm, havalanmak dı aslında. Veni-vidi-vici misali. Sağnak geldi, gördü, uçurdu! Havaya zıpladığım anda kendimi 3 metre geride buluyorum.. Rüzgara karsı yürümek mümkün değil. O yüzden farklı farklı yönlere doğru gidiyorum.

02.00 : Az önce ne olduğunu bile anlayamadığım bir parça suratıma çarptı. Çok acıyor. Ve burnum kanamaya başladı. Sanırım burnum kirildi!

02.10 :  Yolculuğuma devam etmeliyim, hem çok da acımıyor. Neyim canim bebek mi öyle hemen bir burun kanamasında eve dönücem! Sabaha kadar buradayım!

02.20 : Evdeyim!! Burnuma hemen buz kompress yaptım. Kendileri şu an davul büyüklüğüne ulaşmış durumdalar! Kırılmış…

04.00 : Tayfun yaklaşık 7 saat lik bir mesai sonrası yerini sadece yağmur a bıraktı ve kuzeye Çin denizine doğru yoluna devam etti.

Son 10 yılın en kuvvetli tayfunu Nanmadol, yerel halkın deyimiyle ‘yoyong’ bu dünya cenneti tropik ada Filipinler de1250 kişinin canına mal oldu. Ve 400.000 den fazla kişi evsiz kaldı.. Pek çok anneler, babalar, kız kardeşler bu rüzgar ile birlikte son yolculuklarına çıktılar.. . Sanırım bende en büyük hatayı tayfunu görmeyi bu kadar çok istemekle yaptım. Bilemiyorum vicdan azabı çekmelimiyim…ama burun acisi cektigim kesin!

Rüzgarınız bol, ama kararinda olsun…

 

Halim Deniz Sasal

denizsasal@sasaldenizcilik.com

Agustos 2005

 

                                                                                                                                                                       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  İZMİR KÖRFEZ - SIĞACIK

 

                                  

22  EYLÜL YOLA ÇIKIŞ

            Sabah 9.30 gibi 3 gündür gece-gündüz uğraştığım hazırlıklarımı tamamlayıp levent marinaya geldim. Çok kuvvetli hava ve ufak tefek tamir işleriyle uğraşmaktan çıkışım ancak saat 15.00'i buldu.Marinadaki abilerimin ve tabiki Haticenin uğurlamalarıyla vira bismillah... Gece seyri yapmayacağım ve yanlız olduğum düşünülürse tahminen 5-6 günde sığacık a varacağım.(yuh 6 günde sığacığa gidilirmi demeyin;okuyun lutfen)

                Çıkar çıkmaz yolculuğun heyecanıyla tam arma yola koyuldum. Hava sabaha nazaran oldukça düşmüş 3-4 kuvvetindeydi.Daha yenikale fenerlerine gelmeden çok kuvvetli sağnaklar yedim. Sabah ki hava daimiliğini yitirmiş sağnaklarla ayakta kalmaya çalışıyordu. En nefret ettiğim hava biçimi. Sürekli bir hava yok sağnaklarda 5-6 sonra 1-2! İğrenç! Bu havada yelken yapmak çok zor ve yorucu. En başta hangi yelken kombinasyonu yapacağınıza karar veremiyorsunuz. Küçültsem sağnak gelene kadar yol yapamayacağım. Gelen de 15-20 saniye sürüp gidiyor. Tam arma gitsem sağnaklarda cok ani ve tehlikeli yatışlar oluyor.Hatta bros yiyorum. O yüzden hiç uğraşmayıp aynen yelkenleri kapattım! Yola çıkmadan kendime yol boyu toplam 2 saatlik bir motor seyrine izin vermiş olduğumdan dolayı buruk bir şekilde motoru çalıştırdım. Pelikan bankı na kadar yaklaşık 20 dakika motorla geldim.Daha sonra hava 4-5 kuvvetinde sürekli hale geldiği için flok ve 1 sıra camadanlı anayelken ile dar apaz güzel bir trim yakaladım. Pelikan bank'ından Urla adalarına kadar olan yolda kuvvetli havalarda muazzam deniz kalkıyor. Böyle dalgalar ın yüksek ve özellikle kafadan geldiği seyirlerde teknenin normalden biraz daha fazla yatması gerekiyor ki dalga teknenin altından geçip gitsin; her dalga da sallanıp yelkenler kanal dan çıkmasın. Yola çıktığımın ilk saatlerinde havanın dengesizliği ve yediğim serpintilerden sersem oldum.Neyseki oturan rüzgarla bende kendime gelebildim.Yola geç çıktığım için geceyi yassıca adasında yani namı değer Alman adasında geçirmeye karar verdim. Gerçi hiç Alman kalmamış! Soylarımı tükeniyor ne…

                Saat 6.30 civarı olsa gerek Alman adasına yanaştım.Burada bir iskele var ve yaz sezonunda hafta sonları Izmirden vapur seferleri düzenleniyor.Çok kalabalık olduğundan yaz boyu pek tercih etmedim. Bu adanın güneyinde Pırnallı adası var daha sakin hoş bir yer ancak karadan koltuk alamıyorsunuz.Eğer benim gibi alarga da gecelemek ten rahatsız oluyorsanız; saat 6 da Alman adasından vapur lar gidiyor orda geceleyebilirsiniz.Bana yanaşmakta yardımcı olan balıkçılarla hemen kaynaştık. Çok mu sıcakkanlıyım ne? İskeledeki yerimi beğenmeyince onlara abordo oldum. Akşam da tatlı bir deniz muhabbeti çevirdik. Birde derler balıkçının sohbeti güzel olmaz diye. Bana uzun uzun bu adaya niye Alman adası denildiğini anlattılar.Aslında iki cümlelik bir olaymış. Almanın biri adanın yukarısındaki tesis leri yapmış o kadar! Haşim abiyi ilk gördüğüm de gözüm bir yerden ısırmıştı. Ama tam çıkaramamıştım. Meğer Haşim abi bizim Bornovanın eski başkomseri imiş. Hatta 2000 yılında ehliyetimi almaya gittiğimde ufak bir tartışmamız bile olmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam sen başkomsersen bende yelkenciyim le başlayan tartışmanın sonunda başkomserliğin daha önemli birşey olduğunu öğrenmiştim... İşte denizi bu yüzden bu kadar seviyorum,6 günlük bir gezide bile yaşadıklarınız değil sayfalara kitaplara sığmayacak kadar engin.. Deniz gibi...Keza seyir defterim gezimin sonunda 100 sayfa ya ulaştı. Gece saat 1 oldu yatsam iyi olur yarın Karaburunu dönmem lazım.     

           23 EYLÜL DERTLER DİYARI YENİLİMAN

           Sabah 8 gibi kalkıp tekneyi neta hale getirdim. Gece biraz sular çekilmiş olsa gerek salma kumlara sürtünüp durdu.Ama önemli bir sorun değil. 9 civarları alman adasından ayrıldım.1-2 kuvvet hava var. Bu seferim de uzun adanın altından geçmeye karar verdim.Hava poyraz ve Alman adasından Uzun adaya kadar dar apaz seyrinde gennaker la gittim. Ben gittim hava kaldı! Hava kaldı ben gittim. Derken tam uzun adanın kuytusunda sıfır a düştü! Öyle bir yerde havasız kaldım ki etrafımda hücümbotlar dolanıp duruyor. Allah insanı olmadık yerde rüzgarsız bırakmasın! Sanıyorum bugün eğitimleri var. 4 hücumbot 5 jet uçağı ve bir denizaltı bana eskortluk yaptılar. İnsan böyle anlarda çok gururlanıyor. Ülkemizin coğrafya sı ve insanları nın haricindede gurur duyulacak bir şeyi var. Hele hele de yerleşik bir kurum. Yaklaşık 3 saat kadar hava bekledim. Bu sırada da öğlen yemeği için ton balıklı yumurta yaptım. Yapmaz olaydım! Ton balığı yumurta ile hiç yenmiyor. Ama balıklar yemiştir muhtemelen. Havanın tazelemesiyle Karaburununun doğu kıyılarına yakın bir orsa seyiriyle ilerledim. Gözlerim eski dost saipaltını aradı ama bulamadı. Bir başka sefere... Akşam üstü 5 civarları olsa gerek Yenilimana yanaştım. Yeniliman ı Izmirli olup ta bilmeyen yoktur muhtemelen. Karaburunu dönecek olanlar için iyi bir uğrak yeri. Ama benim için değil. Peşin peşin söyleyim biraz sonra okuyacaklarınız öyle insanın başına her gün gelecek cinsten değil...Yanaştıktan yarım saat sonra birisi yanıma geldi ve sorular sormaya başladı. O nedir acaba beyefendi? Peki efendim bu ne işe yarıyor? Adam o kadar kibardı ki hafiften kuşkulandım! Yanlış anlamışım meğer niyeti benden para koparmakmış. Ben adama  cevap verdikçe bana ailevi sorunlarından bahsetmeye başladı. Yok karısı bunu terketmiş de, çocukları açmış bu da iş bulamıyormuş da falan da filan... e be adam sen bana baştan böyle yanaşsan cebimdeki paranın yarısını koparmıştın bile. Adam kandırmaya ne gerek var? Tabi kuyunun dibini göremeyince siz derken sen demeye hatta akşama doğru birader demeye başladı (birader miş! sensin birader!). İlk olayı böyle zararsız atlattım ancak daha gece çok uzundu ve olayların şiddeti giderek artıyordu! Akşam üstü ağlarını temizleyen bir balıkçının yanına gittim. Ve yakaladığı balığın ne olduğunu sordum. Adam sarpa diyerek kestirip attı! Yanımda birden 80 yaşlarında bir amca belirdi ve bana nereli olduğumu sordu. İzmirli olduğumu söyledim. İnanmadı aslen nerelisin dedi.Yedi sülalemin buralı olduğunu izah ettim. Çok şaşırdı! Bana nasıl bir izmirli balık cinsini bilmez dedi! Bende saygımdan ötürü kendisine haklısın dedim! Eh be amcacım sen bir gel de merkeze bak bakalım senin o bildiğin İzmir den eser kalmışmı!..Artık oralarda İzmir'in kavakları türküsü söylenmiyor...Kamalı da zeybek vuruldu...yar fidan boylu...

          Akşamım tam anlamıyla zehir oldu. Kokpitte yayılmış ickimi yudumlar ken benim yaşlarımda hoş bir bayan teknemi incelemeye başladı. Sohbet etmeye başladık. Daha sonra tekneye çağırdım  (demiştim ya sıcakkanlıyım diye...) sohbetimize kokpitte devam ettik. Kendisi tur organizatörüymüş ve buraya bir gezi düzenlemek istiyormuş. Onun için de gelmiş beni bulmuş. Yaklaşık 1-2 saat muhabbet ettik. Sohbetin sonlarına doğru hani biraz romantizm olsun da insan olduğumuzun farkına varırız diye teybi açtım.Teyp de de Cat Stevens çalıyor. Başladık karşılıklı söylemeye. Bir iki parça sonra, yanımda ki şahsiyet (parmakla göstermeyelim) şarkıyı bağırarak söylemeye hemen arkasından haykırmaya ve son olarak da kükremeye başladı! Nekadar uğraştımsa susturamadım. Ben demiştim şişede durduğu gibi durmaz diye...İşte böyle içindeki canavarı çıkarır kükretir insanı! Kim var kim yoksa herkeze rezil oldum. Millet balkonlara çıktı! Sustur şunu diye bağırmaya başladı! Söylemesi kolay! Kolaysa gel sen sustur! Hayatım boyunca bukadar rezil olduğumu hatırlamıyorum...Neyseki olay daha büyümeden cozuldu.

                Gündüz bir troller muhabbetidir gidiyordu.Bende limanın küçüklüğünü düşünerek 'ler' çoğaltma ekinin enfazla 2 yi hadi bilemedin 3 ü temsil ettiğini düşündüm! Saat gece 1, 2 civarları bir başladılar gelmeye 2-3-4 derken 6 yı buldu. Ben daha bir önceki olayın şokunu üzerimden atamadan yeni birisiyle daha karşılaştım. Adamlar limanın içinde resmen ponton yaptılar.Bende parmak iskele! İşin kötüsü tam rüzgarüstümde 3-4 metre uzaklıktalar. Ve çok kötü bağlandılar. Kuvvetli bir yıldız da aynen tepemdeler. Demiriminde üzerindeler kaçmam gerekse kaçamam. Herbiri yaklaşık 30 ar metre ve 9-10 kişi.Toplasan yaklaşık 60 kişi...Gece çok rahatsız oldum. Bir iki saat önceki olayın da sinir bozukluğuyla kaçta gideceklerini öğrenmek için çalışanlardan birine sordum. Adam bir an da liman senin malın mı diyerek bağırmaya başladı. Buralarda haber çabuk yayılıyor galiba...Sen git 60 kişi içinden de en tersini bul! Aramızda oldukça büyük bir tartışma başladı. Hatta bir müddet sonra sözler kifayetsiz kaldı...Diğer balıkçılar hemen toplandılar ve bizi ayırdılar. Neyse ki gecenin geri kalanı sakin geçti ve sabaha karşı limandan ayrıldılar. Ama Yeniliman a bir kaç asır uğramayı düşünmüyorum! Benim saipaltım vardı ne güzel; ne halt etmeye girdiysem buraya...

                     24 EYLÜL MERHABA TOPRAKADA                      

              Her rüzgar sesine uyanıp acaba tepeme çıktılarmı diye bakmaktan sabaha kadar gözüme doğru dürüst uyku girmedi. Sabah ışıklarıyla ordan ayrıldım. Ve olanları unuttum. Dün dündür bugün benim dir! Rüzgar çok hafif.  Yelken yapmaya pek müsait değil. Böylece bu gezim de ilk balık avlama deneyimimi başlatma kararı aldım. Sakin sakin yelkenleri kapattım. Anayelkeni bağladım. Demir attım. Başladım oltayı hazırlamaya. Büyük bir şevk ve hırs la yemleri taktım. Takarken de öyle bir mod a girmişim ki kendi kendime konuşmaya başladım aferin oğlum! işte böyle! doğru yer, doğru kişi! tam ağzına göre' tabi bu seramoni olta suya inene kadarmış! Bekle allah bekle... Ne vuran var ne dolaşan...Yaklaşık iki saat böyle oyalandım. Ama hakikatten niye hiç yakalayamıyorum anlamıyorum. Bu balık hayvanını anlamak mümkün değil. Adam kayırıyorlar. Boşver oğlum balığı sen yelkencisin. Sanki yakalasan ne olcak madalya mı verecekler. Zaten ayıklaması bir dert. Hem çok da pis kokuyor! Neyseki rüzgarın çıkmasıyla bu işkenceden kurtulabildim. Demiri toplayıp yoluma devam ettim. Daha önümde enaz 3 günlük yol var. Karaburunu dönünce hemen gennaker ı bastım ve ayıbacağı yaptım. Gennaker ile teknem oldukça güzel bir sürat yapıyor ama çok yalpaya düşüyor. Hava gittikçe artmaya başladı. Ayı bacağından vazgeçip hafif geniş apaza döndüm. Artık karaada'nın silüeti belirmeye başladı. Hava da oldukça sertledi. Enazından gennaker için. Tamam çok keyifliydi ama balonun her boşalıp dolmasında da çıkan o ses ve direğin öne esnemesi insanın ömründen bir kaç yıl çalıyor. Asıl sorun benim bu balonu bu havada tek başıma nasıl indireceğim! Aklıma bir kaç seçenek geliyordu ama hepsindede dümeni birkaç saniye bırakmam gerekiyordu. En doğru seçenek i buldum. Ayağa kalkıp yekeyi iki bacağımın arasına aldım. Ve mandarı bırakıp balonu yanıma kadar aldım iskotasindan cekerek. Daha sonra oturup bir elimle içeri tıktım. Balon indiğinde ben çoktan Karaada ile Toprak ada arasında ki boğaza girmiştim. Tabi inmeden önceki son 20 dakika özellikle karaadanın ilk koyundan gelen sağnaklar sayesinde baya bir terledim. Tarihten ders almalıydım!

                 Daha sonra toprakadanın güney yakasındaki koya doğru yola koyuldum. Oralardan geçerkende levent marinadan Ismet abinin bana söylemiş olduğu balık kerterizi aklıma geldi. Kendisini telefonla arayıp tam yerini öğrendim. Yaklaşık 30-40 metre derinlik var. 3 kere demir attım ancak ilk ikisinde  demir taradı. Demir atmak ve tutturmak konusunda pek başarılı değilim. Yada zincir de kısa geliyor olabilir. 10 kiloluk demiri 40 50 metreden çekmekte çok büyük bir dert. Zaten demiri toplamak zor bir iş üstüne dalgalar yüzünden dengemi kurmaktada da zorluk çekiyorum. Yani başlı başına bir dert! Sonunda kıyıya baya yanaşarak demiri tutturmayı başardım. Demirlediğim yerde dip görünüyor. Aşağısı karagöz kaynıyor. Ama çok ilginçtir hiç biri benim yem lerimi beğenmiyor. İyi valla beyefendiler bulmuşta bunuyor...İşin en tuhaf ve en can sıkıcı tarafı gördüğünüz güzelim balıkları avlayamamanız. İnsanı çileden çıkarıyor. Üstüne oltayı fırlatırken  elime takıldı ve iğne işaret parmağımın bir yerinden girdi öbür tarafından çıktı! İki üç deneme yaptım iğne çıkmadı! Bir film de iğnenin ucunu kerpeten le keserek çıkarttıklarını görmüştüm. Denedim! Ama herşey filmlerdeki gibi olmuyormus. Artık canım o kadar yanmaya başlamıştı ki ne yalan söyleyim gözlerim şelale kıvamına gelmişti! Her denemeden sonra çıkaramayınca daha da sinirlenip sol elimle de bumbaya vuruyordum! O çıkmıyor ben vuruyorum. Ben vuruyorum o çıkmıyor! Parmak deyip geçmeyin küçücük yer insanı inim inim inletiyor. En kötüsüde çaresizlik... Eh be ismet abi senin yapacağın olta bu kadar olur! Bana değil balığa girmesi gerekiyordu! Bende yol boyu niye avlayamıyorum diye düşünüyordum! Buldum! Olta yanlış! Son bir hırs la parmağımın içindeki etleri parçalayarak çıkarttım iğneyi yaramı sardım ve orada balık defterini gezimin sonlarına kadar açılmamak üzere kapattım. Tetanoz lazim. Demiri alıp herzaman gecelediğim toprak adanın güneyindeki Cennet koya gittim. Demiri denize değil karaya fırlattım ve kıçtan koltuk aldım sonrada koyu dolaşıp demir yerine baştan da koltuk aldım. Daha garanti oluyor.

            . Bu akşamki menüm yoğurtlu pilav (şehriyede var) .1 tencere pilav yarım kilo yoğurt ve 1 litre kola ile birlikte gözümü ancak doyurabildim. Yemeğim biter bitmez annem aradı. Ne yediğimi sordu. Bende gayri ihtiyari yoğurtlu pilav yediğimi söyledim. Annem demezmi yanında birşey yokmuydu diye... Canım annem kuzu kavurma yapacaktım tekne et kokmasın diye vazgeçtim!

                   Bu arada teknem fuhuş yuvasına döndü.  2 sineği iki saattir iş üstünde gözetliyorum. Aldırdıkları yok dünya umurlarında değil sanki. Hiç utanma arlanmada yok canım bunlarda. Şimdi eskilerden bir büyüğümüz olsaydı şöyle girerdi cümleye.  'madem eşitlikten yanasın be ... adam önce ...'

                  Ben size biraz da tekne hayatımdan bahsedeyim. Teknede düzenli olarak yaptığım 3 önemli şey var. İlki her sabah eğer seyire çıkacaksam saatimi 12 ye kurup o saatte öğlen yemeğimi yemek. İnsan denizdeyken gerek zihinsel gerek fiziksel olarak çok fazla efort sarfettiği için yemek yemek aklına gelemeyebiliyor. Alarmla  bu sorunu aşmış oluyorum. Seyirdeyken öğlen yemeğim şöyle; 3 kutu ton balığı, yarım paket tost ekmeği, 2 bardak portakal suyu. Bu sayede hem  doymuş oluyorum hemde vucudumun ihtiyacı olan mineralleri almış oluyorum. Öğlen yemeğimi rahat yiyebilmek için anayelkeni kapatıyorum ve çok küçük bir flok açıyorum. Dümeni de lastik le bağlıyorum. Düzenli olarak yaptığım 2. şey ise yatmadan önce ertesi gün yapacağım seyirde kaç dereceye gideceğimi, nekadar sürdüğünü ve rotam üzerindeki sığlıkları ezberlemek. (ben yinede her ihtimale karşı haritanın fotokopisini yanıma kokpite alıyorum). Son şey ise seyir defterime günün özetini yazmak. Şimdiye kadar bu özet olayını pek beceremedim. Ne yaşadıysam aynen yazdım. Bu arada denizci dostum Enginin bana düzenli olarak hergün gönderdiği hava durumundan dolayı kendisine çok teşekkür ediyorum. Ancak eh be Engin bu raporlardan hiç olmazsa bir tanesi tutsaydı. 3 kuvvet hava diyorsun fırtına çıkıyor. Fırtına var diyorsun deniz palpa liman çıkıyor. Enginin isabetsiz atışları sayesinde düşdüğüm zor durumların hesabını sormak için aradığımda suçu meterolojiye atmasını yemedim. Biraz sıkıştırınca beyefendinin internete gitmek yerine akşam üstü bulutlara bakıp hava tahmini yaptığını öğrendim. (gezinin ilerleyen günlerinde Engin olayı abartarak 3 günlük hava tahmini bile vermeye başladı. halt etsin poseidon) enginden aldığım son rapora göre yarın fırtına varmış... Yarın ola hayrola...

 

 

 

 

 25 EYLÜL 9 SAAT YELKEN

            Bugün çok uzun. Çok yorucu. Çok keyifli ve çok zor bir gündü.  Kısaca herşeyin uç noktalarda olduğu birgündü. Sabah Toprak adadan ayrıldıktan sonra karşılaştığım çok kuvvetli hava yüzünden niyetim fazla yol yapmayarak Cesme limanına girmekti. Alev adasının dışından geçeceğim için Toprak adadan Karaadaya kadar 15 dk motor seyri yaptım. Daha sonra çift sıra camadanlı ana yelken ve mendil kadar bir flokla daimi olarak 30 dalgalarda 40 derece yatarak dar apaz Alev adasının açıklarına kadar geldim. Alev adasını döndüğümde floğu tam açtım. Ve güzel bir süratle yaklaşık yarım saatte çeşme limani hizasına kadar geldim. Günümün geri kalanını heba etmemek için kararımı değiştirdim ve yapabildiğim kadar yol yapmaya karar verdim. Ancak dalgalar beyaz buruna (uç burnu) kadar devasa boyutlardaydı. Hatta birkaçında suya düşme tehlikesi atlattım. Böyle havalarda kendinizi ve özellikle teknenizi çok iyi tanımanız lazım. Tehlikeli bir durumda panik olmayacak metaneti göstermeniz ve teknenizin neresi zayıf neresi sağlam bilmeniz gerekir. Şahsen benim yol boyu en büyük endişem denize düşmekti. Böyle bir havada denize düşersem kurtulma şansım yok denecek kadar az. O yüzden zaman zaman kendimi deli bağlar gibi bağlıyordum. Saat 13:30 sularında beyaz burnu döndüm. Ve dev gibi dalgalar yerini 25-30 cm lik torunlarına bırakarak veda etti. Ancak aynı veraset düzeni rüzgar konusunda ters tepti olaya büyükbabalar el koydu. Rüzgar daimi olarak 7 zaman zaman 8 kuvvete çıktığı oluyordu hatta bir koydan geçerken suların kalktığını gördüm. Allah orsa gidenlerin yardımcısı olsun. O andan sonra tam adını bilmiyorum ama sürat hastalığı tarzı birşey e yakalandım. Gözümü hırs bürüdü. İlk olarak beyaz burunu dönünce küçültmüş olduğum floğu tam açtım. Artık bazı büyük dalgalardan atlayabiliyordum. (dalgalar büyümeye başlamıştı.) Daha sonra ilk olarak ana yelkeni bir sıra camadana düşürdüm. Ardındanda tam açtım. Hemen hemen her dalgayı atlıyor, atlayamadıklarımda da broş tehlikesi yiyordum. Her dalganın tepesinde de dalgaya binebilmesi için kamaraya omuz vuruşlarımdan sol omuzum mos mor oldu (Kucuk ve hafif teknenin avantaji). Uç burundan sonra Cırakan adasına kadar mükemmel bir konsantrasyonla bu tekne yi nasıl planing e kaldırırım ın hesap larını yapıyordum (öyle 2 dalga dan atlamak olmaz). Kafam da her şeyi oturttum. Çırakan adası nın altına geldiğim de hem dalgaların biraz daha küçülüp civarnaların da doruğa ulaştığı anda (bahsi geçen civarnalar yaklaşık 40 mil kuvvetinde ve ben tam armayım) hafif yükselip apaz a yakın bir seyir de anayelken ıskotasını var gücüm le dalga ya binerken asılacak aynı anda tekneyi de hafif açacaktım. Plan güzeldi de pratik te pek tutmadı. Ve hayatımın broşunu yedim! Tekne rüzgara döndü ama doğrulmadı!yaklaşık 50 derece yattı. Bende ani yatışla rüzgaraltına düştüm. Can havliyle flok ıskotasına asıldım ama o kadar büyük bir yük biniyor ki bir türlü salamadım. Sonra anayelken ıskotasına atladım onu saldım ama pek bir şey değişmedi. Salmış olmama rağmen bumba yerinden hiç kıpırdamadı.Birara dedim buraya kadar mış batıyoruz... Hatta bir arkadaşım la bu teknenin batmayacağına dair girdiğim iddiayı bile hatırladım! Refleks halinde rüzgarüstüne tırmandım. Uçtum! Kendimi o an 4.70 de sandım. Ve belimi sarkıttım. Birde ne göreyim salma...Karadayken hiç bukadar ürkütücü görünmüyordu! Yaklaşık 15 saniye tekne doğrulmadı ama sonra kızım Tiny, Zeyna edasıyla broşunu tamamladı ve tam anlamıyla rüzgara döndü, doğruldu! Yaptığım şeyi şimdi düşünüyorum da... Gerçi teknemin yaşamadığım öğrenmediğim hiç bir yanının kalmaması da olumlu bir şey.

Rotamı hemen Sarpdereye çevirdim. Böyle olaylardan sonra bazı insanlar genelde korkar ve yelken den soğurlar bense inanılmaz rahatladım. Çünkü artık biliyordum teknem batmıyor. Sevgili Tahsin abimin de dediği gibi ;YAPIŞTIIIIIR... Sarpderenin girişinde sağ tarafda yani doğusunda Nergis adında güzel bir koy var. Nergisin içine kadar yelkenle girdim. Haritaya göre nergisin derinliği 5 m ve koyun sonunda da bir iskele var. Demir işaretiyle belirtilmiş. Bende derinliğe ve iskeleye güvenerek koyun en dibine kadar yelkenle gider oralarda dolanıp kum bulurum diye düşünüyordum. Daha koyun yarısına gelmiştimki gaaarçç diye bir sesle irkildim. Dedim noluyor! Neyseki kamaranın yardımıyla bende durabildim bu sayede sağ omuzumuda çürütmüş oldum.Teknem 20 derece sancağa yattı. Yeter ama daha kaç olay gelmesi gerekiyor başıma...  Ilk olarak yelkenleri kapattım. Motoru çalıştırdım. Ileri veriyorum, geri veriyorum. motoru çeviriyorum ediyorum, istifini bile bozmuyor. Daha sonra dalgaların teknenin kıçını açmasıyla havayı tam yandan alır oldum. Yelkenleri birdaha açıp teknenin rüzgar altına yatarak kurtulabileceğini düşündüm. Ilk denememde yelkenler tekneyi yatıramadı. Bende rüzgaraltına geçip ıstralya dan asılıp yardımcı oldum. Salmanın dipten kurtulmasıyla tekne üzerime geldi ve bende nergisin suyunun bu mevsimde biraz soğuk ve ıslak olduğunu öğrendim. Nergisten çıkana kadar rüzgar altından ayrılmadım. Eğer Nergis biraz daha uzun olsaydı. Muhtemelen birdaha ayrılamazdım; donardım. Hemen içeri girip üzerimi değiştirdim ve direk haritaya atladım. Acaba 1 i 5 mi görmüştüm? Doğru görmüşüm! Peki geri kalan 4 metre nerde? Doktor bu ne? Nergisten çıktığımda saat 17.40 oldu. Kokara (Gökliman)  kadar güneşle yapacağım çok çetin bir savaş vardı. Hava kararmadan kokara girmek zorundaydım. Çünkü arkadaşımlarımdan duyduğuma göre kokarı balık çiflikleri sarmış. O yüzden gündüz girmeliyimki tehlikeli bir durumla karşılaşmayayım. Güneşle yaptığım yarışı 5-10 dk ile ben kazandım. Buarada Teke burnunun altında rotamı hiç değiştirmemiş olmama rağmen geniş apaz dan bir anda orsa gider oldum. Sabah 10.30 da Toprakadadan başladığım seyire 19.30 da Kokar da son verdim. Tam 9 saat tek başına, 5.30 metrelik bir teknede, devamlı yekede... Hiç fena değil.

                Kokar a gelene kadar batma tehlikesi geçirmiş ve karaya oturmuş olmama rağmen keyfimden hiç bir şey kaybetmiş değildim. Keşke buraya gelmeseydim. Yazık. Güzelim koy mahfolmuş hertaraf balık çiftliklerinin şamandıraları, dubaları, bilmemneleri... Birde bunlar yetmezmiş gibi içeride belki 50 tane paragat var. Kokarın böyle elden gitmesine insan nasıl göz yumabilir anlayamıyorum. 10 gün önce tanıştığım Akdenize inecek olan Danimarkalı çifte Kokara da mutlaka uğramalarını önermiştim.Dilim kopsaydı da söylemeseydim... Koyun en sonuna girip yanaşacağım yeri buldum. Demir atıp iyi bir kaloma ile birlikte kıyıya kadar yaklaştım. Ancak kıyı dediğime aldanmayın. Koltuk almak için halatları elime alıp kıyıya atlamam gerekiyor ama çok riskli! Düşüp bir yerlerimi kırabilirim. O yüzden çok büyük kasalı bir ızbarço yaptım ve 5-6 kere fırlattım. Hepsi karavana. Daha sonra küçük kasalı bir izbarço yapıp halatın devamını kasanın içinden geçirdim. Kasayı tutarak karaya fırlattım. Bu sayede giderek büyüyen bir halka oluşuyor. Halatın ucunu çekerek kasayı küçülttüm ve  koltuk alabildim. Vücudum tam anlamıyla çökmüştü. Çok uzun  ve yorucu bir günün ardından bir sise ickiyi haketmiştim. Ancak sadece yarısını hakedebilmişim.Yarısında uyuya kaldım.

                          26 EYLÜL TATİL  

              Geldik Cumaya... Seyirimin tamamlanmasına yaklaşık 2 saat lik yolum kaldı. Dün gece mandarların direğe vurmasından dolayı çok rahatsız oldum. Uyku sersemliğiyle piyanoda ne bulduysam gerdim. Meğer ana yelken mandarı ana yelkene  bağlı  değilmiş dolayısıyla mandarı germemle yanıma almam bir oldu...Bugünü kendime tatil ilan ettim. Bu sayede direği indirip anayelken mandarımı takabilirdim. Aslında balançinayıda kullanabilirdim ancak Türk bayrağım orada asılı olduğu için o riske girmedim. 1-2 palanga sistemi yaparak direği indirmek ve kaldırmak çok basit. İlk olarak karadan  4 tane daha koltuk alarak ve demiri kasarak tekneyi oynamaz bir hale getirdim. Arkadaki kayalarda direği üzerine yatırmam için çok uygundu. Balon mandarını gennaker gönderinden geçirip piyanodaki koç boynuzuna gergin bir şekilde bağlıyor daha sonra önceden gevşetmiş olduğum yan ıstralyaları (yemek tarifi gibi oldu galiba) boşlayıp baş ıstıralyayı rollerla birlikte söküyorum kokpitte bağlamış olduğum balon mandaranı koç boynuzunun içinden geçirip. Elime alıyorum ve ayağa kalkıp direğe destek olarak yavaş yavaş salıp direği kayalara yatırıyorum. Bakmayın uzun uzun yazdığıma pek matah bir olay değil topu topu 6.5 m direk, olsun olsun 30kg ağırlık. Tabi kaldırırken biraz iman gücü gerekebiliyor! Bu işleri hallettikten sonra biraz kestirmeyi hakettiğimi düşünerek teknenin içine girdim. N’oluyor orda? Içeride belki 100 tane sinek! Kitap okuayanini mi ararsiniz takla atanlarımı... hepsi mevcut. Baskın basanındır! Bu seferki taarruz ağır bir yenilgi ile sonuçlandı. Kamaradan kendimi zor atabildim. Anladımki içeride bana yer kalmamış. İlerleyen saatlerde teknede sineklerle birlikte demokrasinin ilk adımlarını attık. Gündüz kamara onların gece de benimdi! Aralarından bir kaç hayvan her nekadar bunu bozmaya çalışsada  ben anlaşmaya sadık kaldım!

Son kez olta attım ve her attığıma balık vurdu(Bu nasıl bir mutluluktur).Tam 3 tane Hanos yakaladım.Akılsızlık larının bedelini akşam yemeğim olarak ödeyecekler! Kokar tam bir teknoloji düşmanı; telsiz, televizyon, cep telefonu, radyo hiçbirşey çekmiyor. Kendimi Fred Cakmaktaş gibi hissettim...Hoş geldin taş devri...Akşamım çok güzeldi kendime şahane bir sofra kurdum. Balıklara ayıp olmasın diyede bir ufak rakı açtım. Buarada söyleyim çok güzel yemek yaparım. Ve ilginçtir zevk de alırım. Aileden uzak okumanın avantajları. Yemek ten sonra bulaşık yıkamak okadar zor geldi ki masa da nevar ne yoksa hepsini büyük bir çöp torbasına koydum. Ağzını bağlayıp kıç dolaplardan birine tıktım.(işte özgürlük bu! )

                 Gece uzun zamandır bitiremediğim bir kitabımı göz atarım diyerek elime aldım.Kitap ın adı 'AT ONE WİTH THE SEA' Naomi James in 1972 yılında tek başına 9 ay da tamamladığı dünya seyahatini kendi ağzından anlatıyor. Şahane bir kitap! Gece 4 e kadar aralıksız okudum ve bitirdim. Pupa yelken den sonra okuduğum en güzel kitap diyebilirim. Kitap ta geçen bir cümleyi size aktarmak istiyorum 'Ne pasifikteki fırtınadan, ne buz dağlarından, nede yanlızlıktan korktum denizsiz kalmaktan korktuğum kadar' Ocak gibi bir terslik çıkmazsa Yeni Zelanda ya staj a gideceğim kısmet olursa kendisiyle tanışacağım. Umarım hala yaşıyordur...

27 EYLÜL VEDA

               Dün sabah a karşı bir fırtına başladıki  Rüzgar üstünde yatıyor olmama rağmen her sağnakta tekne 20 derece kadar  yatıyordu. Normalde böyle havalardan çok keyif alırım. Ancak demirde olmam beni endişelendiriyordu. Neyseki kaçak 15-20 dk sürdü. Ve tedirgin bir şekilde uykuma devam ettim. Tamam yukardakiyle aramız pek iyi değildir ama son iki günde olayı çok abarttı! Hava her nekadar düşmemiş olsada çaresizce ha taradı ha tarayacak diye içimi kemireceğime küçükte olsa bir yelken açıp denizde debelenmeyi tercih ettim. Acele şekilde karaya atlayıp daha önce gelenlerin çöplerini topladım.Koltuk halatlarımı çözüp tekneye dondum. Daha sonra motoru çalıştırıp demiri toplamaya başladım ve demirin niye taramadığını öğrendim. Dipte bir yere takılmış. Bütün gücümle çekmiş olmama rağmen yerinden sökemedim. İlk olarak demiri iyice gerip koç boynuzuna bağladım. Ve motora geçtim. Tam yol ileri verip dümeni kırdım olmadı. Tam yol geri verdim olmadı.dedim oğlum düşün! Daha sonra demire tekrar kaloma verip arkadan hızımı alarak  aynen demirin üzerinden geçtim ve daha önce çürütmüş olduğum iki omuzumun yanına kardeş olarak anlımıda koydum... Koyun dışında hava berbat seslerden anlaşılıyor.

               Koydan çıkarken ana yelkeni 2 sıra camadanlı bastım. Dışarı çıktığımda gördüklerim kaldığım yerden devam edeceğimi belirtiyordu. İşin kötüsü bu sefer orsa... Dalgalar 3m civarları havada 40-45 mil arasında dolaşıyordu. Yaklaşık 10 dakika geri dönüp dönmeme konusunda kararsız kaldım. Ancak kendimi çok iyi tanıyorum. Her fırtınada denize çıktığımda ortama adapte olmak için yaklaşık 20 dk geçiriyorum;nitekim öyle de oldu! 1 saat sonra da zaten havanın kuvveti azaldı. 25-30 mil  havada orsa ortalama 4 mil süratle sığacık'a  şarkılarla türkülerle ilerledim.

                Beni ufaktan ufağa sığacık heyecanı sarmıştı.Oraya eski teknemizle veda edeli 10 yıl kadar olmuştu şimdi kendi teknemle 'merhaba ben geldim diyeceğim' bakalım eski misafirperverliği duruyormu? Hazır sırası gelmişken bu geziyi niye yanlız yapıyorsun diyenlere ve istemeden kırdığım arkadaşlarıma nedenini uzun uzun anlatayım. Ben tek başıma dünya seyahati yapmayı hedefliyorum daha bir hafta lik günlük yola çıkamazsam 3-4 yılı nasıl geçiririm. Bu seyahatin iki önemli boyutu var. Biri teknik;ki bunu here geçen gün daha da geliştiriyorum. Diğeri psikolojik.İşte bu teknik bilgi gibi kolay geliştirilecek bir husus değil. Kendinize alışmak ki basit bir kendinle barışık olma olgusundan çok daha kapsamlı ve karmaşık olayı daha doğrusu beceriyi kazanmam gerekiyor. Ben kendimle barışık bir insanım demek kolay.Gel bir hafta boyunca hiç kimseyle konuşmada göreyim nekadar barışıksın kendinle!..

                Tek kontra da sığacık limanını tutturmadım ve teos tarafına düştüm.Bizim o halk plajı teos olmuş mavi bayraklı şahane bir yer. Sörf merkezi de kurmuşlar.Önümden arkamdan 10 larca sörf benle dalga geçer gibi dolanıp durdu lar.(eşit şartlarda gelsenize! ).Teos ta tramola attım ve küçük adanın açığından döndüm. Aslında iç taraftan da geçebilirdim derinlik kurtarır gibiydi ancak. Bir gezide 1 kere karaya oturmak yeter ve riske girmeye hiç gerek yok. Limanın ağzına kadar yelkenle gelip anayelkeni indirdim toplarkende motor dönmüş ve limanın ağzında deli danalar gibi dönmeye başladım. Bütün seyir boyunca yaptığım hataların ceza dönüşü yerine sayarsınız artık.Cock pit e geçip motoru düzelttiğimde ben hala dönüyordum! O sırada içerden çıkan bir trimaran gördüm! Adetimdir gördüğüm her farklı tekneyi incelerim – sahibine selam verdikten sonra. Bu tekneye de farklı muamele yapmadım. Diktim gözlerimi neyi var? Neyi yok? Nasıl bir tekne diye...Derken tekneden biri bana bağırdı! Eyvah dedim! Bu sefer abarttım olayı galiba derken...Meğer bağıran dokuz eylül üniversitesinden serim kaptanmış,selam veriyormuş! (nasıl rahatladım anlatamam).Serim abide bana daha önceden bir trimaranı arkadaşlarıyla birlikte güneyden biryerden izmire getireceklerini söylemişti. Sen çık burda karşılaş! Aslında bu karşılaşma sıradan gibi görünsede benim için çok önemli. Ben 6 günlük yorucu ve gururlu bir yolculuğu tamamlamak üzereyim onlarda bilmiyorum kaç gün ama oldukça uzun bir yola baslamak uzere... Hayliyle oldukça güzel bir rastlantı. İşin bir diğer tarafı da 3 gündür konuştuğum ilk insan dı.(kendi kendime konuştuklarımı saymıyorum). Biraz daha konuşmasaydım heralde vücut diline başvuracaktım. O zaman da dışardaki havayı nasıl anlatırdım bilemiyorum. Muhtemelen ayıp olurdu.

Neyse yolculuğum 6 gün de toplam bir buçuk saat motor seyri ile son buldu. Denizde fırsatlar insanın eline çok sık geçmiyor. Hazır yakalamışken bende son damla sına kadar kullandım. Artık Tiny nin yeni mekanı burası olacak gibi.

!                 

               Buarada Göztepe yelken uzun bir bekleyiş ten sonra tekrar körfeze geri döndü.Zamanında nasıl Karşıyakayı,Çeşmeyi ve Foçayı sahiplendikse aynı ilgiyi bu yeni kulübe de göstermeliyiz. Ben Karşıyakalı olmama rağmen bu ayrımı hiçbir zaman yapmadım ve elimden gelen desteği gösterdim. Sizlerinde aynı ilgi ve alaka yı göstereceğinizden eminim. Körfezi bırakmak hernekadar zor olsa da alışmak gerek. Biraz içim buruk. Geçtiğimiz bir yıl zarfında ben üzerime düşen misyonu fazlasıyla yerine getirdiğimi düşünüyorum; körfezi yelkensiz hiç bırakmadım! Bu görevi artık Foça dan geri gelen Orsa teknesine bırakıyorum! Bu arada sevgili martı'm Haticeyede burdan çok selam! Tek ayağın olmamasına rağmen beni korfezde hiç yanlız bırakmadın. Bana büyük dersler verdin;pek çok insanın veremeyeceği kadar! İnşallah  yolun buraya da düşer hatice! hatçee!..

Rüzgarınız kolayınıza olsun denizci dostunuz

 

Halim Deniz Sasal

denizsasal@sasaldenizcilik.com

 

                                                                                                       Ekim 2004

                                                                      

 

 

 

 

 

 

                                           DENİZLE SEVGİLİ OLCAKSIN

                       

                   Pek çoğumuz iş, okul, para, vb nedenlerden yaşamak istediğimiz hayatı yaşayamıyoruz. Onemli olan arada sırada yakaladığımız fırsatları iyi değerlendirebilmek.

                         5.30 mt lik çok denizci bir yelken teknem var. Adı Tiny. Kendisi de adı gibi tiny miny bişey. 2.vizelerim bittikten sonra kendime verdiğim 2 haftalık tatili değerlendirmek için evim İzmir e, daha doğrusu tekneme geldim. Yarıyıl tatilinde hava şartlarından dolayı gerçekleştiremediğim levent marina-çeşme seyahatimi gerçekleştirecektim, gerçekleştirdim de hem de hayal bile edemeyeceğim güzelliklerle...

                         Bugün 20 mayıs salı aksam saat 11.00 teknemin son hazırlıklarını tamamlayıp ertesi gün çıkacağım yolculuğun heyecanıyla derin bir uykuya daldım. Sabah saat 06.10 da palamarlarımı atıp yola çıktım! Kaptan ben. Miço ben. Ascı ben. Ve tabi ki temizlikçi de ben.(oldukça kalabalık bir ekip). Deniz sütliman, güneş daha yeni yeni doğuyor. O kadar etkileyici bir manzara varki tekneyle ilgilenmeyi bırakıp fotoğraf çekmeye başladım.Teyp e Sezen Aksu nun eski kasetlerinden birini takıp körfezin ortasında güneş in yükselişini izledim.(İnsan böyle durumlarda daha mı romantikleşiyor nedir anlayamadım).Ve malesef güneş doğdu. Yolcu yolunda gerek. Bir güzellik biter yenisi başlar... Zaten bu değilmi denizi vazgeçilmez kılan? Motor u çalıştırdım ve Yenikale fenerlerine kadar geldim. Rüzgarın canlanmaya başlaması ile birlikte saat 07.00 gibi motoru susturup yelkenleri açtım ve motor gürültüsünün bende inanılmaz bir baş ağrısı yaptığını keşfettim. (o 5 beygirlik motorun neresinden çıkıyor o gürültü anlamak mümkün değil).8-9 mil esen havada 3 saat de ancak Cilazmak fenerine ulaşabildim. Ve orsa seyrine geçtim. Havanın artmasıyla benim neşem de arttı şarkılarla ve tramolalarla uzun adayı geçtim.(bu arada bu ismi kim takmışsa ellerinden öpüyorum çok doğru bir tespit).

Foça nın girişi artık görünmeye başladığında uzun zamandır görmediğim dünyanın en tatlı yaratıklarının hoşgeldin gösterisiyle ve escortluğunda (yunus) öğleden sonra 2 gibi Foça limanına girdim. Foça pek çoğunuzun da bildiği gibi tam bir yelken cenneti, dışarıda hiç hava esmezken bile koy içinde rüzgar bulmak mümkün. Akşamüstüne kadar temizlikçi kimliğime bürünüp teknemi bal dök yala kıvamına getirdim. Bu arada teknemi yanaştırdığımda Cengiz bey ile tanıştık.Çok sıcakkanlı birisi ve tam bir deniz sever.1-2 saat yelken sohbeti yaptıktan sonra ben tekneme çekildim ve bira-sigara-loreena mckenitth üçlüsünü kurdum. Akşam Zeki abi geldi.O da 60 lı yaşlarda olmasına rağmen ne denizden kopmuş ne de deniz sevgisinde en ufak bir azalma olmuş birisi. Çocukluğumda babam ve zeki abi ile birlikte pek çok kez denize çıkar yelken yapardık,hatta babam ve zeki abi kimi zaman gemileri orsalatırlardı. (allah tan telsiz yoktu)Akşam zeki  ve cengiz abi ile birlikte balık yemeye gittik. Balık demişken belirteyim ki dünyanın en beceriksiz balıkçısı sayılabilirim. Hayatım boyunca yakaladığım balık sayısı bırakın 2 elin parmaklarını daha bir elimin serçe parmağına ulaşabilmiş değilim. Herneyse akşam kısa süreli bir deniz sohbetinden sonra olaya yiğit abi nin dahil olması ve siyaset konularının açılmasıyla sabah 5 e kadar kendimizi yiğit abinin pençelerinden kurtaramıyoruz ki o saatte bile henüz görüşlerinden vazgeçirebilmiş değiliz! Ertesi gün sabah 10 da kalktım kahvaltımı hazırlamaya başladım. Hava durumu'na göre kıble lodos 3-5 yer yer 6. Foça dan ayrılıp Karaburun un kuzey yakasında ki büyük ada ya doğru tahminen 2 hava da geniş apaz seyriyle ilerliyordum.Hava lodos olduğu için fazlada aşağı düşmemeye gayret gösterdim.Ancak lodos adına yakışır bir güzellik yapıp feleğimi şaşırttı!Ben kimim?Nerdeyim?Evren sonlumu?Sonsuz mu? gibi sorulardan kendimi çok zor kurtarabildim!(hakikatten evren sonlumu?)Anayelken e hemen 2. camadanı vurdum.Flok ta artık mendil kadar bişey kaldı.Rüzgar 30 mil'i geçmiş durumda  ve oldukça yoruldum.( yorulmamak mümkünmü o kadar kahvaltı hazırladım)Ama yinede aksam karaada da güzel bir mangal keyfi yapmak için karaburunu dönmeye başladım ancak bunun bir hata olduğunu çabuk farkına vardım.İnanması zor olucak ama bazı dalgaların gırçatam hizasına kadar geldiğini gördüm.10-15 mil lik  çeşme-karaburun yolunda lodos inanılmaz deniz kaldırmış.Beni çok zorlayan ve yoran bu havada devam etmemin fazla manası olmadığına kanaat getirip rotamı yeniliman a çevirdim.Tabi bu kararım da fazla uzun sürmedi.Yeniliman ın gerek babam dan gerekse büyüklerimden duyduğum kadarıyla bir sığınma yeri gibi oluşunu gururuma yediremeyip karaburunun kuzey batı kıyılarını dolaşmaya başladım.Bu gerçekten çok zor oldu.Çünkü dağlardan 40 mil i bulan civarnalar iniyor ve motorla bile rüzgara karşı ilerlemek cok zor hale geldi.Adını daha önce hiç duymadığım ve haritada da yer almayan saipaltı diye bir liman buldum.Liman dediğime aldanmayın tek bir dalga kıran koyun ağzını kapatmış o kadar.İçeride 25 metre civarları bir balıkçı teknesi var.İstanbul dan tekneyi İzmir e götürüyorlarmış ancak hava şartlarından dolayı buraya girmişler.Yalnız ve yorgun olmam aynı zamanda  içerde ki kuvvetli sağnaklardan dolayı çok kısa süren bir yanaşma seramonisi (!) ve beni bekleyenlerin alkışları arasında bağlandım.Ama derinliği iyi hesabedemediğim için demir tutmuyor ve aynı maceraya kaldığım yerden devam ediyorum…Bir baş a bir kıç a koş allah koş!!!Sonunda demir e çok uzun bir kaloma verip yanaşabildim.

                        Saipaltı bir restaurant  ve 5 tane evden oluşan bir köy ama duyduğum kadarıyla yazın baya popüler oluyormuş.Yanaştıktan sonra öyle bir uyumuşum ki güverteden güneşliğim uçmuş farkına varamadım.Aksam 9 gibi kalkıp saipaltı restaurant a girdim.Çok sıkılacağımı düşünmeme rağmen hiç de öyle olmadı.Köy ün delikanlıları yanıma oturdular ve sorular sormaya başladılar...

 -abi nerden geldin?nasıl geldin?tek başına mı?yapma yaaaa...

 22 yaşında olmama rağmen ben den en az  3-4 yaş büyük insanların bana abi demesi ne yalan söyleyim çok hoşuma gitti.(yürüyüşüm bile değişti) Sabah gün doğana kadar deniz ve özellikle yelkencilik üzerine sohbet edip anılarımızı paylaştık.Sabah hava durumuna bakmak için hiç yatmadan karaburuna gittim. (yürüdüm)Ve internet kafe sahibini evinden çağırdım.Kısa sürede samimi olduk ama ona nerden nasıl geldiğimi anlatmak gibi bir hataya düşmedim.Çünkü o kadar vaktim yoktu.Poseidon a göre 3 gün hava lodos 2-4,eyvallah deyip tekneme yatmaya gittim.Aksam 8 buçuk ta kalkıp yemek hazırlıkları yaparken yörenin çocukları Necati,Korhan ve Celal geldi.Bir müddet sohbet ettik.Çok tatlı çocuklar,hayatları deniz ve oldukçada bilgililer.(Ancak yinede pusulayı radar diye yutturmayı başarabildim:)Bu arada onların engin balıkçılık deneyimlerinden faydalandığımı da itiraf edeyim.Balıkçı teknesinin kaptanı levent kaptan akşam yemeğine davet etti.Günün menüsü taze fasulye ve pilav,ama fasulye'ye kekik hiç yakışmamış;doğal olarak  fazla yiyemedim.Ekipteki herkez de bana denizcilik le ilgili bildikleri tüm deyimleri sıraladılar.Yok denizcilik te çekinmek olmazmış da yok tabağın da denizin de dibini görmek lazımmış da...Yahu zorlamayın işte yemek çirkin mi diyeyim!Yemekten sonra kahvelerimizi içip vedalaşıyoruz. Hernekadar saipaltına moralsiz gelsem de buranın doğası,insanlarının sıcakkanlılığı hatta restaurant ın kalamarı neşemi yerine getirmeye yetti.Sabah yola erken çıkacağım için biraz hazırlık yapmaya tekneme geri döndüm.Teknemi neta hale getirmem ile güneşin doğması bir oldu (gece kuşu gibi oldum).Yağmurlu ve az esen bir havada koltuk halatlarımı ve demiri alıp saipaltından ayrıldım.Hoşçakal saipaltı!Ver elini karaada!Sabah 7 gibi karaburunu dönüyorum ve orsa seyrinde tramolalarla ilerliyorum.Hava yağmurlu ve bulutlar çok alçak ,oldukça da tedirgin edici.Aynı zamanda soğuk!!Kısa süreli de olsa keyfim kaçtı.Ama loreena tekrar dermanım oldu.Ona eşlik ede ede denizgirene kadar geldim (loreena mckenitth'in the visit kasedini çok tavsiye ederim).Denizgiren e geldim demiştim ya aslında geldiğimi tahmin ediyorum.Bu kıyılar birbirine okadar çok benziyor ki haritadan ayırt etmek çok zor.Ama oralarda bir sığlık olduğunu bildiğim için kıyıdan uzak bir seyir yapıp nis kıyılarını da görme fırsatı elde ettim.Saat 3 gibi karaada ya varabildim.Yelkenle adanın kuzey koylarını dolaşıp güzel bir koy bulmaya çalıştım.Ancak bu kıyılarda rüzgara kapalı bir koy bulamadım ve rotamı hemen karaada nın yanındaki toprak ada ya çevirdim.Küçükken toprakadada ailecek gittiğimiz  her rüzgara kapalı ve oldukça güzel bir koy vardı (adını mavi koy koymuştuk lütfen değistirmeyin).Koy o kadar inanılmaz ki rüya mı gerçek mi anlamakta güçlük çektim.Ya eskiden bukadar güzel değildi yada ben sadece yelken yapmaktan denizin bu güzelliklerini unutmuşum...Planım mangal yapmaktı,ama yorgunluk ve üşengeçlik birleşince neyime gerek mangal,makarna gibisi var mı diye diye malzemeleri ayarlamaya başladım.Ama herşeyin bukadar sorunsuz gitmesi elbette düşünülemezdi!Nitekim öylede oldu.Malesef tuz yerine şeker almışım...Etrafta baya bir dolandım kayalarda tuz bulur muyum diye ama nafile yapacak başka bir şey yok deniz suyuyla yapıcam makarnayı!Suyun kaynaması baya bir uzun sürdü ama makarnanın tadı fena değildi (makarna haşlandıktan sonra tatlı suyla yıkamayı unutmayın,ben unuttum ondan söylüyorum)Akşam da eurovizyon da sertab erener in birinciliğini bi ufak rakıyla kutlamışım ki deymeyin keyfime!

                        Ertesi gün kalktığımda koy un güzelliği deniz in yeşil e kaçan maviliği mi yoksa akşam ki kutlama mı başımı döndürdü bilemiyorum ama aklıma biranda  zeki abimin söylediği şu cümle geldi 'denizle sevgili olcaksın' Valla doğru söze ne denir...Şu keyfi şu an dünyada acaba kaç kişi yaşayabiliyordur?Diye düşünürken aklıma iktisat prof'umuz ferhat erarı geldi. (namıdeger ferrari)eminim kulaklarımı baya bir çınlatıyordur...allah'tan çok uzaktayım da çınlama buralara gelmiyor!!neyse seneye veririz...(3 senedir de böyle diyorum cepte başka seneye kalmadı)

                        Saat 11 gibi demir alıp toprakadadan ayrıldım.Rüzgar hafif gibi geldi ve hemen gezim boyunca basamadığım gennaker ı bastım.(keşke adanın civarnalarını önceden hesap etseydim).2 dakika içinde artarda yediğim üç broş ta eminim toprakadayı hiç unutmama sebep olucak!!Yalnızken gennakerla boğuşmak çok zor olabiliyor.Toprakada dan ayrıldıktan sonra 2-3 kuvvet çok tatlı bir rüzgar da  nis adasına kadar gelip gennaker ı indirdim.Ve floğu açtım.Rotam Foça,kendimi okyanus geçiyor gibi hissettim biran;git git bitmiyor ne yolmuş öyle...Nis i geçtik ten sonra hava lodos tan karayel e döndü.Yine orsa... Zaten seyahatimin hemen hemen hepsi orsa gitmekle geçti.Gideceğim yere tek kontra gitsem çok daha keyifli olacak ama sağlık olsun!Karaburunu saat 5 gibi dönüp foçaya doğru geniş apaza döndüm.Hava oldukça düştü.Tekrar gennaker i bastım ama o da her dalga çukurunda boşalıyor.Bu saatten sonra motor gürültüsünü de hiç çekemem deyip yekeyi lastik le bağladım ve cock pit e 2.80 yayıldım.Sallan yuvarlan aksam 21 30 gibi foçaya yanaştım.Bu aksam beşiktaş-galatasaray maçı var,ben karşıyakalıyım ,karşıyaka demişken buradan yarışçılık yıllarımda benim üzerimdeki emekleri için ali pepeyi ye de teşekkür etmeden geçemem.Neyse demem o ki hiçbir zaman bir insanın takımı galip geldiginde deliler gibi sevinmesine anlam verememişimdir.Parayı alan onlar takım olan onlar sana ne oluyor!Her neyse...Akşam erkenden yattım.Ertesi gün havanın karayel eseceğini umduğum için erken kalkıp İzmir e dönmeyi düşünüyordum!Ancak öyle olmadı tabiki  hava tekrar lodos a döndü.Artık orsa gitmekten yorulduğum için bir gün Foça da kalmaya karar verdim.5 gündür yelken yapmaya o kadar alışmışım ki aksam üstü karada durmaya dayanamayıp limandan ayrıldım ve Foça da bir oraya bir buraya yelkenle dolanıp durdum…Akşama zeki abi geldi.Ertesi gün cengiz abi ve ailesiyle karaburun tarafına gideceklermiş.Sabah 10 için sözleşiyoruz ve zeki abi ayrılıyor,gece çok tatsız bir hoşgeldin seramonisi ile uyanıyorum.(SİVRİSİNEKLER) Hava sıcak olduğu için hatch kapağı ve tekne nin dış kapağını açık bırakmıştım,meğer çok büyük bir hataymış,İlk olarak pike yi kafama kadar geçirip kurtulmayı denedim.Ama belli ki nefes almam gerektiğini unutmuşum!!En iyi savunma hücumdur diyerek büyük bir sakinlikle zırhımı giydim,kapakları kapattım,ışığı açtım!!uleeeyynn diye bir narayla bir başlamışım ki saldırmaya şeytan a tapar oldu meretler!!Sabah a kadar çat oraya pat buraya her taraf 'ı kan a boyadım! (artık kaç galon kan aldılarsa benden!) Ama galip ben oldum ve türk ün gücünü bir kez daha kanıtladım!!Savaş sona erdiğinde zaten saat 6 olmuştu ve uykum kaçmıştı.Bende son kez temizlikçi kimliğime bürünüp tekne mi temizledim.Malum her yer ceset dolu!!(Amerika beni de savaş suçlusu ilan etmese bari) Saat 10 gibi zeki abiler geldi ve 2 tekne liman dan ayrıldık.Yelken seyriyle foçayı iskelemizden bordaladık.Foça yı uzun bir müddet göremeyeceğim için o na da bir hoşçakal demeyi ihmal etmedim.Biraz ilerledikten sonra birbirimize iyi seyirler dileyip ben yolumu izmire doğru çevirdim hava hala lodos iskele kontra uzun adaya kadar gidip tramola attım.O kadar yol gittim ama hala sivrisinek faciasını  unutabilmiş değilim.Neydi sivri sinek az anlamayana davul zurna saz mıydı neydi ya bu???Çilazmağa yakın bir yerlerde hava kaldı.Önümde yine 2 seçenek var ya havayı beklerim yada mekanik sporlara teslim olup motor u çalıştırırım.Bu sefer ikinci seçenek daha ağır basıyor ve beyaz bayrağı mı sallamaya başlıyorum...(yelken de neymiş canım vereceyn gazı gideceyn) brrrnn sesiyle kaç saat gittim bilmiyorum ama belli ki sabrım tükenmiş.Büyük bir hırsla motoru kapatıyorum ve aynı hırs la anayelkeni basıyorum!Ve körfezde salına salına uçan kuşu kıskandırıyorum.Bu geçişimde daha tecrübeliyim ve fenerleri dönmeye gerek duymayıp yolumu oldukça kısaltıyorum.Denizin renginin değişmesiyle benim yüzümün rengi de değişiyor.Ama yinede sağ olsunlar körfez eski yıllarına göre oldukça temiz.Saat 5 civarları levent marinaya giriyorum.Ve seyirim 6 gün sonra büyük bir hüzünle sona eriyor...Ama keşke her hüzün bu kadar gururlu bu kadar keyifli olsa...Son kez marinadan denize bakıp,tekneme de bir öpücük kondurup,önce evimin sonrada okulun yolunu tutuyorum...

bir başka gezide tekrar buluşmak dileğiyle....

Halim Deniz Sasal       

denizsasal@sasaldenizcilik.com

 

 Mayis 2003

                                                                                                                                                                                                             

 

                  

ORSA DA TEKNE KULLANIMI

 

#  performanslı bir orsa seyri için püf noktalar...

 

           Sevgili yelken dünyası okurları;bu yazımda oldukça basit ve aklınızda kolay kalacağına inandığım çok faydalı birkaç orsa tekniklerini anlatacağım;eğer yerimiz yeterse şu herkesin kafasını karıştıran tüyler meselesine de bir göz atıp hiç de gözde büyütülmemesi gerektiğini göstereceğim.

          Sert havada ve kuvvetli sağanakların olduğu havalarda performanslı orsa gitmenin ve teknenizin tabiri caizse hakkını vermenin birkaç kaç püf noktası;

Bilindiği gibi teknemizin yaklaşık 30-35 derece den fazla yatması teknenin yana doğru akışlarını yani kayışlarını arttıracak ve yelkenler su seviyesine göre daha yatay bir pozisyon oluşturacağı için yelkenlerden formu itibarı ile gerekli performansı alamayacağız.. Aynı şekilde buna teknenin yatması sonucu direğin kısalması da olumsuz bir etki yapacaktır.

          Neyse sadede geleyim. Bunlar zaten hemen her yelkenci tarafından bilinen bilgiler.anlatmak İstediklerim sağanaklı havalarda nasıl daha hızlı ve güvenli orsa gidileceği.Bir örnekle çok basit bir şekilde izah etmeye çalışayım;

         30 derece civarları yatarak 25 deniz mili havada yaklaşık 35 derece orsa açısıyla seyrediyorsunuz. Ve kuvvetli bir sağanak la karşılaştınız tekneniz doğal olarak daha fazla yatmak isteyecek;oysa bildiğimiz gibi gereğinden fazla yatırmak hem sürat kaybettirecek hem de armanızı zorlayacak. Genellikle yapılan bir yanlış hemen ana yelkenin salınması dır.Oysa bu ikinci planda yapılması gereken bir işlemdir.Sağanak aslında size bir hediye de getirmiştir.Gelen sağanak la birlikte (kesinlikle önce değil) rüzgara karşı yaklaşık 10-15 derecelik bir yükselme payı kazanmışsınız demektir.Orsa açınız daralacak daha dik orsa gideceksiniz ve yelkenleriniz gülmeyecek.dolayısıyla tekneniz sürat kaybetmeyecek .Aynı zamanda armanıza ekstra bir yük binmeyecek ve son olarak teknenin rüzgaraltı yönlü akışı artmayacak ! Ancak bunu iyi uygulayabilmeniz için sağanak tan önce maksimum orsa gidiyor olmanız gerekir; yani yelkeniniz gülmeden gidebileceğiniz en dik orsa olarak özetleyebiliriz.Aynı zamanda sağanaktan çıkacağınız zamanı da iyi tahmin edip ona göre teknenizi tekrar açmayı unutmayın. Aksi taktirde yelkenleriniz gülmeye başlayacaktır.Sağanağın biteceği yeri denize bakarak çok rahat anlayabilirsiniz. Deniz bize aslında yelken yaparken pek çok ipucu verir. Örneğin; ilk olarak sağanağın gelip gelmediğini anlarsınız. Biraz tecrübe kazandıktan sonra gelen sağanağın kuvvetini ve gelen sağanağın açar sağanak mı yoksa çeker sağanak mı olduğunu son olarak ta sağanağın açar mı çeker mi olduğunu daha gelmeden önce anlarsınız. Bu sonuncusu biraz zordur. Hissetmek gerekir;ama tecrübe ile kazanılamayacak bir şey değil!

              Anlatmak istediğim ikinci husus ise şu meşhur tüyler meselesi! Tekne sahibi yelkenci arkadaşlarımın bana sıkça sorduğu sorular arasında yer aldığı için bununla ilgili birkaç noktaya da ben deyinmek istiyorum.Geçen ay ki sayıda sn Noyan Eralp in yatlarda ki tüy kullanımı ile açıklayıcı bir yazısı vardı. birkaç noktaya da ben deyinmek istiyorum. Basit olarak açıklamak gerekirse orsa açınız gereğinden fazla dikse yani çok dar orsa gidiyorsanız rüzgar üstü tüy yukarı ya kalkacaktır. Aynı şekilde düşük orsa gidiyorsanız rüzgar üstü tüy aşağı düşecektir. Yani illa rüzgar altı tüy ü görmek zorunda değilsiniz. Tabi eğer yarıştaysanız rüzgar altı tüy farklı ayarlar için önem kazanacaktır. Ancak günlük geziler için gerekli değildir.Rüzgar altı tüy ile rüzgar üstü tüy paralel olduğunda doğru açıyla gittiğiniz söylenebilir. Ya da güngörmez ayarı yaparken arabanın yerini tespit etmek için de kullanılabilir. Bu zaten geçen sayıda ayrıntılı olarak mevcut. Kişisel fikrim tüylerin sadece ayar yaparken kullanılması. Güngörmez ayarı için gerçekten bulunmaz bir nimet.Tüyler yokken güngörmezin dolup dolmadığına göre ayar yapılırken artık elimizde değerlendirmede yardımcı olan daha fazla materyal var. Ancak orsa açınızı tüylere göre belirlemek bana göre çok yapay ve hatta zararlı;tüyler saniyelik rüzgar açısı değişiklerini yansıtacağı için tüylerdeki her oynamaya göre dümenle oynamak tekneyi yavaşlatacaktır.Bildiğiniz gibi dümen de yapılacak gereksiz her oynama tekneyi frenler.Özellikle dalgasız havalarda orsa giderken dümen ile çok az ve hafif hafif oynanması gerekir.Ayrıca yelken bir doğa sporudur ;çok fazla mekanikleştirmemek gerekir.

Değinmek istediğim ikinci konu ise gezi seyirlerinde anayelken in açılmıyor olması. Anayelkeni kapalı ve sadece genoa ile orsa gitmeye çalışan bir tekne sol tekerlekleri olmadan sağa dönmeye çalışan bir araba gibidir. Tekne ne iyi dümen dinler nede iyi sürat yapar. Hava nın sertliği ne olursa olsun eğer orsa seyiri yapacaksanız camadanlı da olsa anayelkeninizi basın.anayelken ile genoa nın birbirine bukadar yardımcı olduğu başka seyir yoktur.büyük bir genoa ile gideceğinize biraz küçültüp bir sıra camadanlı anayelkeni de basın yine aynı yatma derecesini sağlayın. Tek genoa ile 45 derece orsa gidiyorsanız anayelken ile bunu 30-35 derece lere çekebilirsiniz. Unutmayın orsa açınız daraldıkça armaya binen yük te doğru orantılı olarak azalacaktır!

 

 

Halim Deniz Sasal

denizsasal@sasaldenizcilik.com

                                                                                                             

 

 

 

 

© Copyright 2004-2005 by Sasal Denizcilik. All rights reserved.

 

 

1